Türkiye’de 1950 sonrası hızlanan göç dalgalarının küçük bir izdüşümünü gösteren Berci Kristin Çöp Masalları’nı okurken bir yandan ülkenin kentleşme hikayesini, bir yandan da kendi hafızamda biriken yoksulluk görüntülerini düşündüm.Roman, bir gecekondu mahallesinin tozlu sokaklarından seslenen sıradan insanların hikayesi gibi görünse de aslında temel mesele modernleşmenin kıyısında sıkışmış geniş bir toplum kesiminin kolektif belleği ya da orada birikenlerdi diyebilirim. Ben bu kitabı okurken zihnimde tek bir şarkı vardı : Çağdaş Türkü’den “Kenar Mahallede Bir Pazar Günü”.
“Çamaşırlar hışırdar avlularda
Bayrakları gibi fukaralığın”
Gecekonduların doğuşu, romanın satır aralarında Türkiye’nin hızlı ve plansız kentleşme tarihini omuzlarında taşırken çöplük yalnızca fiziksel bir mekan değildir kapitalist üretim döngüsünün dışına atılan her şeyin ve herkesin sembolüdür. Tekin’in dünyasında çöp, yoksulun sadece kaderi değil, hayatta kalma stratejisidir:
Artık malzemeler ev olur,hurdalar ekonomiye dönüşür,çöpten çıkan eşyalar yeni anlamlar kazanır.
Merkezin atığını toplayan “kenar”, aslında merkezin hayatını mümkün kılar. Çöplük halkı, sistemin görünmez işçileri gibi çalışır fakat karşılığında yalnızca hayatta kalır. Yoksulluk, sürekli bir duygusal strateji gerektirir; yoklukla baş etmek kadar onunla yaşamayı da öğretir.
Mekanın bir karaktere dönüştüğü Çiçektepe’de insanlar bazen birbirine tutunur, dayanışma ağları kurar, bazen kaderle alay eder, bazen ona boyun eğer. Tekin’in masalsı dili, bu sert gerçekliği yumuşatmaz; aksine, onun absürtlüğünü görünür kılar.
Metnin en özgün yönlerinden biri, yoksulluğun diliyle masalın büyüsünü bir araya getirmesidir. Bu, yoksulların dünyasını “romantik” kılmak için değil, onların gerçekliğini çarpıcı bir şekilde duyurmak