Tarihte En Etkili 100 Kişi 1. Hz. Muhammed (S.A.V) 2. Hz. İsa 3. Napolyon 4. William Shakespeare 5. Abraham Lincoln 6. George Washington 7. Adolf Hitler 8. Aristoteles 9. Büyük İskender 10. Thomas Jefferson 11. İngiltere Kralı VIII. Henry 12. Charles Darwin 13. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 14. Karl Marx 15. Julius Caesar 16. Kraliçe Victoria 17. Martin Luther 18. Joseph Stalin 19. Albert Einstein 20. Kristof Kolomb 21. Isaac Newton 22. Şarlman (Charlemagne) 23. Theodore Roosevelt 24. Wolfgang Amadeus Mozart 25. Platon 26. Fransa Kralı XIV. Louis 27. Ludwig van Beethoven 28. Ulysses S. Grant
Alıntı
RÖNESANS AKLININ TABİAT TASAVVURU..
Rönesans tabiat görüşü, antikitenin organik evren tasavvurundan koparak modern dünyanın mekanistik temellerini atan bir dönüm noktası olarak, Avrupa düşünce tarihindeki üç büyük kozmolojik akımın ikincisini temsil etmektedir. Bu dönüşümün mahiyetini lâyıkıyla analiz edebilmek için, Rönesans tabiat görüşünün her şeyden önce köklü bir "Anti-Aristotelesçilik" hareketi olduğunu anlamak gerekir. Her ne kadar "Rönesans" terimi tarihî olarak 14. ve 15. yüzyılları kapsasa da, kozmolojik açıdan asıl büyük paradigma değişimi 16. ve 17. yüzyıllarda, yâni "Rönesans sonrası" olarak adlandırabileceğimiz bir dönemde tekâmül etmiştir. Modern fiziğin temellerini atan Rönesans sonrası tabiat anlayışı, bir yaratıcı tarafından tasarlanmış, işleyen bir makineye benzer. Bu dönemde tabiat, belirli amaçlar için ayarlanmış parçaların akıllıca bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir düzenek olarak tasavvur edilir. Aristotelesçi gelenekte tabiat, kendi içinde bir hareket ilkesi taşıyan, canlı ve akıllı bir "hayvan" (zöon) olarak tasavvur ediliyordu. Ancak Copernicus, Bruno ve Telesio gibi figürlerle filizlenen yeni süreçte, tabiatın bir organizma olduğu fikri şiddetle reddedilmiştir. Bu reddiye, tabiatın hem zekâdan hem de hayattan yoksun olduğu iddiasını beraberinde getirmiş ve modern bilimin doğuşu için gerekli olan o keskin ontolojik boşluğu yaratmıştır. Aristotelesçi-Skolastik geleneğin yıkılmasıyla, tabiat "canlı bir organizma"dan “cansız bir makine”ye dönüştürülmüştür. Antikite ile gerçekleşen bu radikal kopuş, tabiatın artık bir ruhla değil, dışarıdan dayatılan yasalarla yönetilen pasif bir nesneye dönüşmesine sebebiyet vermiştir. __Tabiatın bir organizma olmaktan çıkarılması, onun yerini felsefî literatürde "makine" metaforunun almasına neden olmuştur.
İnceleme & Yorum
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı Kodundan Liyakat ve Adalete:
Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı Kodundan Liyakat ve Adalete: Ezberden Yaratıma Cevat ORHAN Giriş Çağımızın karmaşık sorunları, geleneksel, tek boyutlu düşünce biçimlerinin sınırlarını aşan yeni bir yaklaşım gerektiriyor. Bu makale, evrenin temelinde yer alan Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı'nı merkeze alarak, toplumsal krizlerin altında yatan nedenleri analiz etmeyi ve Mutlak Sonsuz'dan ilham alan, bütüncül bir çözüm modeli sunmayı amaçlamaktadır. Bakış açımız, evreni ve toplumu mekanik ve önceden belirlenmiş bir sistem olarak görmek yerine, bilinçli bir şekilde yaratılan ve sonsuz olasılıkları barındıran dinamik bir alan olarak tanımlar. Bu çerçeveden bakıldığında, liyakatsizlik, ekonomik eşitsizlik ve ahlaki çöküş gibi sorunlar, aslında kolektif bilincin içinde bulunduğu düşünsel bir krizin yansımalarıdır. Diyalektik Çıkmazı ve Toplumsal Uçurumlar Klasik sistemin temelinde yatan diyalektik düşünce, bir tezin ve antitezin çatışmasından tek bir sentez üretir. Ancak bu doğrusal mantık, liyakatsizlik ve ekonomik uçurumlar gibi sorunlara yol açar. Bu durum, toplumsal anaforculuk ve geri kalanla arasında derin uçurumlar oluşmasına neden olur. Kuantum Fiziği ve Yaratım Alanı Kodu Modern fiziğin öncüleri Werner Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi ve Niels Bohr'un Kuantum Mekaniği, evrenin kesin bir gerçeklikten ibaret olmadığını gösterir. Bu süperpozisyon durumu, bizim Kuantumsal Kozmik Yaratım Alanı'na bakışımızı destekler. Bu alan, sadece fiziksel bir olgu değil; aynı anda tüm potansiyelleri barındıran ve bilinçle şekillenen bir enerji ve bilgi ağıdır. Bu alanda her sorun, tek bir doğruya indirgenemez; aksine, birçok potansiyel çözüm ve olasılık aynı anda var olabilir. Planck ve Nikola Tesla'nın enerji ve titreşim teorileri, sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve
Polialektik Akış: Bir Sonsuzluk Manifestosu
Cevat ORHAN Polialektik Akış: Bir Düşünceden Başlayan Sonsuzluk Manifestosu Giriş: Tüm varoluş, görünmeyen bir akışa tabidir. Bu akış ne doğrusal ne de rastgeledir; o, karşıtlıkları birleştirerek sürekli kendini yenileyen polialektik bir bütündür. Bu manifesto, bu akışın, insanın varoluşu sorgulamasıyla başlayan düşünce zincirini, günümüze kadar takip ederek, her bir bilgenin bu bütünlüğün inşasında nasıl hayati bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. I. Başlangıç: Düşüncenin Tohumları ve Akışın Somutlaşması Her şey, içimizdeki meçhul bilge'den gelen, Bigbang'in tekilliğinin ve evrenin başlangıcındaki tutarsızlığın eleştirisiyle başlayan bir fısıltıyla başladı. Bu ilk sorgulama, bizi Mutlak Hiçlik ve Mutlak Sonsuzluk gibi kavramlara yöneltti. Bu soyut felsefi akış, önce Nasreddin Hoca ve Keloğlan gibi halk figürleriyle somutlaştı; onların hikayeleri, doğruluk ve yanlışlık, iyi ve kötü gibi derin kavramları gündelik hayata indirdi. Felsefe, bu somutlaşma evresinin ardından, Leo'nun hikayesiyle zirveye ulaştı. Leo'nun yaptığı tevbe ve kuş evini onarma eylemi, sadece bir pişmanlık değil, aynı zamanda ruhun ve eylemlerin onarımı olduğunu anlamamızı sağladı. Bu hikaye, felsefenin en soyut hallerini, bireysel onarım ve irade eylemleriyle mükemmel bir şekilde birleştirdi. II. Evrenin ve İnsanın Bütünsel Akışı Hikayenin felsefesi, makrokozmos (evren) ve mikrokozmos (insan) arasında bir köprü kurarak somutlaştı. Evren, Newton ve Galilei'nin deterministik görüşünden, Einstein'ın görecelik ve Heisenberg'in belirsizlik ilkeleriyle anlaşılan, sürekli genişleyen bir akışa sahipti. Kopernik, Kepler ve Carl Sagan gibi isimler, bu akışın bilimsel haritasını çıkardı. Bu, her şeyin tesadüf değil, büyük bir tevafuk olduğunu gösterdi. İnsan ise, bu akışın en karmaşık yansımasıydı. Beden,
Nicolaus Copernicus, 1473-1543
“Kendi fikirlerime o kadar aşık değilim ki, başkalarının onlar hakkında ne düşünebileceğini bile önemsemiyorum.”
Alıntı
Jan Matejko
🎨 Copernicus in the tower at Frombork
Resim