1980-2008 yılları arasında ben de Moskova'ya dört defa, Türk Cumhuriyetleri'ne on defa gidip geldim. Türk Cumhuriyetleriyle ilgili olarak 101 Tv programı hazırlayıp sundum. Çeşitli şehirlerimizde konferanslar verdim, makaleler, kitaplar yazdım. Samimiyetle inandım ki, Marksizm yeryüzünün en yalancı, en zalim, en sömürgeci, en kanlı imparatorluklarından birini kurmuştur. Biliyorum, biliyorum, biliyorum!Şimdi, bizim Lenin sakallı Marksistlerimiz çok öfkeleneceklerdir. Devrimcilik, ilericilik ve laiklik üzerine gevezelikler edip duracaklardır. Bugüne kadar, Türkiyeli Marksistlerden bir teki olsun şu sorumun cevabını veremedi: Dünkü Sovyetler Birliği 22 milyon 400 bin km2lik bir alana yayılmıştı. Nüfusu 2 9 2 milyondu. Federal Almanya'nın toprakları ise 3 5 7 bin km2 idi. O topraklarda 80 milyon Alman yaşıyordu. Sosyalist Rus İmparatorluğu, Federal Almanya'dan 66 kere daha büyük bir coğrafya üzerindeydi. Çok zengin bir coğrafyaya sahipti. Yeraltı ve yerüstü kaynaklar, zenginlikler bakımından Sovyetler Birliği, Federal Almanya'dan en az bin misli daha zengindi. Hal böyle olmasına rağmen Federal Almanya'nın mali gücü Sovyet Rusya'nın mali gücünden yüz yirmi beş misli daha kuvvetliydi. Peki, sonra ne oldu? 3 Ekim 1990 yılında, Sovyet Rusya, işgal ettiği Doğu Almanya topraklarını Federal Almanya'ya satmak mecburiyetinde kaldı. Federal Almanya, aynı zamanda Doğu Almanya'da bulunan 380.000 Sovyet askerinin, Sovyet Rusya'ya dönme ve yerleşme masraflarını da üzerine aldı. Birisi çıksın da cevap versin bana: Dünyada hangi devlet işgal ettiği toprakları para karşılığında sattı? Ve bu ilerici, bu devrimci, bu hürriyetçi, bu eşitlikçi Sovyet Sosyalist İmparatorluğu, hiçbir devletin müdahalesi olmadan, neden, niçin gümbür gümbür yıkılıp gitti? Eşitlik iddiasına da bir örnek vermeliyim: