"Fakat o, kendini ermiş, yetişmiş bir insan sayarak bana tepeden bakar, gözlerinde hain bir gülümsemeyle, "Ne zamana kadar bu çocukluk Feride?" derdi.
- Peki ama sende de ne zamana kadar bu pısırıklık, bu görücüye çıkan eski zaman kızı naz ve edaları?!..."
"Feride çocuğum... Sana bir haber vereceğim... Üzücü bir haber... Fakat lazım... Baban bir parça hastaymış... Bit parça diyorum ama galiba ziyadece...Sör Süperiyör, elindeki bir kâğıt parçasını buruşuyor, sözünün arkasını getirmeye muvaffak olamıyordu.Beni sınıftan getiren Sör'ün birdenbire mendilini yüzüne kapayarak dışarı çıktığını gördüm.
Anlamıştım. Bir şey söylemek istiyordum. Fakat Sör Süperiyör gibi benim de dilim tutulmuştu. Başımı çevirerek açık pencereden karşıki ağaçlara baktım. Güneş vurmuş tepelerinde kırlangıçlar uçuyordu.Birdenbire bana da onlar gibi bir canlılık geldi:Anladım Ma Sör, dedim, üzülmeyiniz... Ne yapalım... Hepimiz öleceğiz..."
"Bahçede kuru bir ağaç vardı.Fırsat buldukça oraya tırmandığımı ve tehditlere kulak asmadan teneffüs sonuna kadar daldan dala atladığımı gören muallim bir gün, "Bu çocuk insan değil, çalıkuşu!" diye bağırmıştı.
İşte o günden sonra asıl adım unutuldu ve herkes beni "Çalıkuşu" diye çağırmaya başladı."
"Herkes gibi merdivenlerden inip çıkmak benim için değildi.Mutlaka bir köşeye sinerek arkadaşlarımın inmesini bekler, sonra atar biner gibi tırabzanın üzerine atlayarak kendimi yukarıdan aşağıya kapıp koyuverirdim.Yahut da ayaklarımı birbirine yapıştırarak zıplaya zıplaya basamaklardan atlardım."