Aşkı ölümlülerin yüreğine kim düşürür - Eros mu, uğurlu anların tanrısı Kairos mu?
Kairos, bir tesadüf sonucu karşılaşıp, bir birlerine aşık olan Katharina ve Hans’ın hikayesi üzerinden, Doğu Berlin’i ve o dönemin ruhunu bize aktarıyor.
İki aşığın hikayesi üzerinden ilişkinin doğuşu, gelişmesi ve yıkılışına giden süreci, Berlin duvarının yıkılışına giden süreçle birlikte harmanlıyor. Karakterler arasındaki yaş farkı, aslında Doğu Almanya içerisinde doğmuş ve onun gerçekleriyle büyümüş Katharina ile Almaya’nın bölünmesi öncesindeki süreci de yaşamış, hatta savaşın izlerine tanık olmuş Hans’ın yıkılış sürecinde ve sonrasında yaşananlara bakış açısını görmemiz açısından oldukça iyi bir perspektif sunmasına imkan tanıyor.
Spolier*
Yazarın kullanmış olduğu deneysel denilebilecek dil okuma deneyimi açışından zaman zaman zorlasada benim hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Kitabın ve dolayısyla ilişkinin başlarında, belki sonrasına da atıfta bulununan, saplantılı aşk fikri beni oldukça zorladı açıkcası. Katharina’nın gençiliğinin ve hissettiği güçlü duyguların etkisiyle kendini Hans’a ve onun isteklerine teslim etmesi, etrafından ve kendinden adım adım uzaklaşması, yaşadıkları aşkın boyutuyla alakalı abartılı düşünceler ve tekrarlanan ritüeller beni fazlasıyla boğdu. Hatta o kadar ki bir ara kitabı bırakmayı bile düşündürttü diyebilirim. Ancak hikaye ilerledikçe aralarındaki ilişki iyi giderken sinsice kendini hissettiren ve beni boğan bu saplantılı arzunun, ilişki kötüye gitmeye başladığında dönüştüğü takıntılı ve baskıcı tutumla aslında ne kadar uyumlu olduğu ve yazarın belki de gelecekte yaşanacaklara bizi hazırladığı duygusunu uyandırdı. Katharina bu döngüden çıkamadıkça ve gittikçe kendini bu ilişki içerisinde kaybettikçe yaşananların gerçekçiliği daha vurucu bir hal