Ceren Sude

"Mesela on dört yaşındayken? Ne olmayı hayal ediyordun?" "On dört yaşında mı? Yüzücü." Nora on dört yaşındayken kurbağalamada ülke birincisi, serbest yüzmede ülke ikincisiydi. Ulusal Yüzme Şampiyonası'nda podyuma çıktığını hatırlıyordu. "Neden olmadı?" Nora özet geçiverdi. "Üstümde çok baskı vardı." "Bizi yaratan şey baskıdır ama. İlk başta kömürsündür, basınç sayesinde elmas olursun."
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Zor zamanlar kaynak seferberliği gerektirir. Bize iyi gelen ne varsa, olduğumuz yerde hayatımızı onlarla donatmak. İyi gelen insanları daha çok görmek, güldüren filmleri daha çok izlemek, yüzümüzü gülümseten haberlere daha çok bakmak... Frekansı "hakikat" olan doğada bol bol zaman geçirmek... Bir öğretmen kendi hayatında kaynak seferberliği ilan ederek, girdiği bir sınıfın atmosferini değiştirebilir. Bir ebeveyn öfkesini düzenlemeyi öğrenerek çocuğunu ve o çocuğun ertesi gün okulda muhatap olacağı bir sınıf dolusu öğrenciyi etkiliyor olabilir. Bir ailede bir kişinin farkındalık kazanması, nesiller arası önemli bir aktarımı değiştirebilir. Küçük görünen her eylem, kelebek etkisi yaratır. Meditasyon, dua, nefes, farkındalık gibi bireysel iyi oluşa hizmet ettiği düşünülen birçok pratik salt kişisel iyi oluşumuzu etkilemez. Bizi ve çevremizi, dünyadaki frekansı etkiler. Herkes olduğu yerde az çok demeden bir ışık yaksa, aydınlık için bir adım atsa; tüm dünya aydınlanır. Budist öğretmen Thich Nhat Hanh'ın dediği gibi "Dalgalar yükseldiğinde panikleyen dalgadır; su olduğunu hatırlayan ise özgürdür."
Sayfa 92·Kitabı okudu
Alıntı
Kaos çoğu zaman yanlış bir gidiş değil, dönüşümün zorunlu bir evresidir. Böyle zamanlarda insan genelde büyük çözümler arar. Oysa kadim öğretiler bu kaos zamanlarında çoğu zaman küçük eylemleri işaret eder. Olduğumuz yerde, küçük büyük demeden aydınlık için elimizden gelen katkıyı sunmak.. Önce kendi içimizi sonra da çevremizi aydınlatabilmek için... Elden ne kadarı geliyorsa. Tasavvufta anlatılan bir karınca hikâyesinde, karınca dev bir yangına ağzında bir damla su taşır. Ona "bu ateşi söndüremezsin" derler. Ancak karınca cevap verir: "Olsun, tarafım belli olsun." O su, bazen kendi iyi oluşumuz için yaptığımız ve dışardan bencilce görünen bir eylem de olabilir, bazen çevremizdeki canlılar için yaptığımız kendi çıkarlarımızı tamamen geride bırakarak atabildiğimiz eylemler de olabilir. O su, aslında her gün kendimize ve başkalarına dürüst olmak, etik davranabilmek...
Sayfa 92·Kitabı okudu
Alıntı
Değerli bilim insanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın hocamız der ki: "Beyin yorgunluk bilmez. Beyin sürmenaj olmaz. Beyin öğrenmeyi bırakınca hastalanır. Okuyun, sürekli okuyun, ne bulursanız okuyun." Bu yalnızca biyolojik bir gerçek değildir; medeniyet gerçeğidir.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Alıntı
Son 10-15 yılda dünyada aynı anda iki şey arttı; anksiyete ve depresyon oranları ve bunun yanı sıra terapi, meditasyon, yoga, travma çalışmaları, anlam arayışı... Bu çelişki değil, aslında, bir anlamda aynı sürecin iki görünen yüzü. Modern insanın kimliği temelde üç şey üzerine kuruluydu diye düşünebiliriz: Mesleği, geleceğin öngörülebilirliği ve sosyal rolü. Şimdi ise, üçü de sallanıyor. Meslekler değişiyor. Ekonomi belirsiz. Toplumlar hızla dönüşüyor. Ve beyinlerimiz tüm bu değişimi ve belirsizliği bir tehdit olarak algılıyor. Doğal olarak kaygımız artıyor. Paralel olarak anlam arayışımız ve peşine takıldığımız içe dönüş trendleri de. Yani maneviyat patlaması bir tür "aydınlanma modası"ndan çok belki de psikolojik denge ihtiyacımızdan kaynaklanıyor.ı
Sayfa 90·Kitabı okudu
Hayata Dair