Bilbo'nun yüreğinde ani bir kavrayış, dehşetle karışık bir merhamet dalgası kabardı: ışıktan ve düzelme umudundan yoksun, sert taşlar, soğuk balıklar, sinsice dolaşmalar ve fısıldamalarla geçen, sonu gelmez, sayılmamış günlere dair bir imge. Bütün bunlar saniyeden kısa bir süre içinde gelip geçti. Titredi. Derken aniden, yine saniyeden kısa bir süre içinde, yeni bir güç ve kararlılığın sırtında yükselirmiş gibi sıçradı.
"Iyi sabahlar!" Dedi Bilbo ve bunda samimiydi. Güneş parlıyordu, çimenler ise yemyeşildi. Ama Gandalf ona şapkasının gölgeliğinden taşan gür kaşlarının altından baktı.
"Ne demek istiyorsun?" dedi." Bana iyi sabahlar mı diliyorsun, yoksa sabahın ben istesem de istemesem de iyi olduğunu mu söylüyorsun, yoksa bu sabah kendini iyi hissettiğini veya bunun iyi olunacak bir sabah olduğunu mu kastediyorsun?"