"Ruhsal çatı, bütünlüğünün bozulacağını, parçalanacağını yani gerçeklerden kopacağını hissettikçe, bu parçalanmaya mani olmaya çalışmaktadır. Bir yandan sevilme, sayılma, önemsenme isteği karşılanmadığı için hayal kırıklığı yaşanması, bir yandan da ruhsal çatının tüm savunma hatlarıyla sağlıklı kalmaya direnmesi, kişinin kendi kendisiyle karşı karşıya gelmesine ve tam bir iç savaş yaşamasına neden olmaktadır. Bu savaşın sonunda savunma hatları yavaş yavaş yıkılır ve ortaya çıkan ağır bunaltı ve sıkıntı öyle dayanılmaz boyutlara gelir ki, en şiddetli sancıların bile önüne geçebilir. Kişi o dönemde çatlayacağı, parçalanacağı ya da kontrolünü kaybedip etrafındaki her şeye, herkese kendisine bile zarar verebileceğinden korkar. Sonunda ruhsal çatı parçalanır ve savaş biter. Beynin biyokimyası bile değişir.
Ruhsal parçalanmayla birlikte sıkıntı giderek azalır. Ve gerçek olmayan düşünceler, hayal ve düş, gerçeğin yerini alır. Artık kişi gerçek dünyadan tamamen kopmuş ve hastalığa teslim olmuştur. Böylece gerçek dünyadaki hayal kırıklıkları, başarısızlıklar ve yalnızlıklar sona ermiş, onun yerini sahte, yalancı ve yapay bir dünya almıştır. Bu patlama sırasında başta duygular olmak üzere kişi büyük yara alır.
Artık, sağlıklı insanlar için çok önemli olan beğenilmek, temiz ve bakımlı olmak, güzel giyinmek, para kazanmak gibi şeyler onu hiç ilgilendirmemektedir. Çünkü o, başka bir mücadelenin içindedir. Bazı hastaların sanrı sistemleri çok iyi yazılmış film senaryolarına benzer. Her şey son derece sistematik ve mantıklı bir yapıdan oluşur. Her ayrıntının bir nedeni ve anlamı vardır. Sadece çıkış noktası gerçek değildir,... "