gidecek yer neresi kaldı, göremiyorum işte.
kapı falan değil ay, kendi halinde bir surat
parmak boğumu denli beyaz ve korkunç sinirli.
karanlık bir suç gibi sürükler denizi peşinden; sessizdir
koyu bir umarsızlığın bakakalışıyla burada oturuyorum işte.
kitap süresince ilerleyen iki farklı olayı adım adım takip ettik ve sonda bu olaylar bir anda öyle bir noktada bağlandı ki, ağzım açık kaldı. gece başlayıp sabah çoktan bitirdiğim, elimden bırakamadığım bu kitapta yazarın zekası beni gerçekten dehşete düşürdü. son elli sayfada olaylar birden çok hızlandığı için beğenip beğenmeyeceğim konusunda tereddütteydim ama yazar o kadar güzel örmüş ki olay ağını, sonuyla da, ilerleyişiyle de, değindiği toplumsal ve ailevi travmalar ve insanlarda bıraktığı etkilerle de her açıdan okumaya değer bir kitap ortaya çıkmış. okurken kendinizden de bir şeyler bulabiliyorsunuz, psikoloji kısmı çok güzel ele alınmış.
ayrıca yazarın hayatını okuyup yarı yunan olduğunu görünce kitapta da neden bu kadar yunanistanı methettiğini anlamış oldum.