Insan yalnızlaşıyor. Şöyle dikkatlice etrafınıza bir bakın. Kaç kişi bir diğerini dikkatle dinliyor? Kaç kişi gönlünden geldiği gibi meramını ifade edebiliyor? İnsan dili kötürüm ve kekeme bir hal almış durumda. Televizyonun uğultusu, cep telefonunun zırıltısı, hayatın telaşı, sahici bir konuşmayı giderek imkânsız hale getiriyor. Oysa insan hikâyeler anlatmak isteyen bir varlık. Anlattığı hikâyelerin yankılarını duymak isteyen, varoluşunu başkasının yüzünde seyretmek isteyen bir canlı. Can, dilde hayat buluyor. Düşünürün söylediği gibi, "Dil varlığın evidir."
Bambaşka hayatlara doğup çok uzak yerlerde yaşayan birinin yazdığı bir kitabın sizi bu denli etkilemesi inanılır gibi değil. Bu hissi seviyorum. Okumayı seviyorum. Ayrıca yazar son sözünde teşekkürden önce zamanı en çok eşi için durdurmak istediğini söylüyor. Çok hoşuma gitti bu cümlesi o yüzden başlık olarak kullanmak istedim. Zamanı Durdurmanın YollarıMatt Haig
Anlıyorum. İnsanın özgür olabileceğini anlıyorum. Zamanı durdurmanın ancak hükmünden kurtulmakla mümkün olabileceğini
anlıyorum. Artık ne geçmişimde boğuluyor ne de geleceğimden korkuyorum.
“Artık yalıtılmış değilsin; ama kaynak olup akabilmek için önce hayata dokunman gerekir bence."
"Nedir bu? Birinin sözü mü?" diye soruyorum.
"Fitzgerald."
Yürümeye devam ediyoruz.