"Kendinize fazla güvenmeyin, bayağı olmaktan kaçının ve aşırı gayretli de olmayın; bunlar yaşam denizinde insanın her an çarpabileceği üç kayadır. Kendinize gösterdiğiniz aşırı güven, başkalarının size göstereceği saygıyı azaltır; bayağı tavırlarınız küçümsenmenize neden olur; başkaları için göstereceğiniz aşırı ve gereksiz çabalar da insanlar tarafından sömürülmenize, kullanılmanıza yol açar."
"Tarımın yeniden güçlenmesini sağlayın. Yün üretiminin yeniden düzenlenmesine imkan tanıyın ki hırsızlık, dilencilik ya da işe yaramaz halde hizmetçilik yapan insanlar iş sahibi olsun. Bu kötülüklerin kökünü kazımadığınız sürece hırsızları cezalandırmakla övünüp durmanızın hiçbir yararı olmayacaktır. Size adalet gibi görünen bu yöntem özünde ne adildir ne de işe yaramaktadır. Halkınızı kötü eğitime tabi tutarsanız yaşken önem vermediğiniz bu fidanlar büyüdükçe çürür. Ekilen kötü tohumlar nedeniyle suç işlemeye meyilli olurlar. Sizin bu yaptığınıza sırf cezalandırmak için hırsız yetiştirmek denmez de ne denir ?"
"İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz, fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz ? Üç beş cadde ile bir o kadar kahveden başka ne biliriz ? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz. En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor ? Kahve münakaşalarıyla zihnimizi inkişaf ettirdiğimizi sanmakla pek akıllıca bir iş yaptığımıza kani değilim. Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlıktır. Bizi burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz. Hepimizi İstanbul'a bağlayan sadece bu... Burada insan, kafasını zerre kadar işletmeden, mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve buna başkalarını da inandırmak imkanına malik... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret!.."