1000Kitap Logosu
İçimizdeki Şeytan
İçimizdeki Şeytan
İçimizdeki Şeytan

İçimizdeki Şeytan

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
26,4bin Kişi
103bin
Okunma
28,4bin
Beğeni
546bin
Gösterim
255 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 7 sa. 13 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Venedik Yayınları · Ocak 2019 · Karton kapak · 9786052442487
Diğer baskılar
5 mağazanın 232 ürününün ortalama fiyatı: ₺11,38
Kitabı Dinlebi İle Hemen Dinle
10 sa. 26 dk.
8.6
10 üzerinden
26,4bin Puan · 3512 İnceleme
Ayhan GÜVEN
İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
268 syf.
·
1 günde
·
9/10 puan
- Böyle bir şaheser hakkında ne inceleme ne de yorumda bulunmak haddime bile değil ama içimden geçenleri belirtmek istedim.. Nihat: "Ne istediğini bilsen canın sıkılmaz!" dedi. Ömer, yalvarır gibi cevap verdi: "Bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım..." Nihat güldü: "Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır.. - İçimizdeki Şeytan'ı nasıl incelemeye başlar ki insan? Yazarın bu kalemi, büyüleyici kelimeleri ve duygular arasında geçişindeki pürüzsüzlüğü karşısında çok fazla kelime var söyleyebileceğim ama resmen hepsi içimde gelgit oluşturuyor. Hangisini seçeceğim konusunda kararsızlıklar yaşıyorum. Sanırım şu ana kadarki en zor incelemem bu olacak. - Ömer, Macide, Emine Teyze, Galip Amca, Semiha, Bedri, Nihat ve diğerleri.. Bu karakterleri yazar kitabın içinden alıp bizim mahallemize yerleştirmemiş bence, her okuduğumuz karakteri özümseyeceğimiz kelimelerle bizim içlerimize yerleştirmiş.. Her karakterde içimizdeki şeytana ait izlere rastlıyoruz o yüzden aslında her karakter biraz da bizi anlatıyor diyebilirim. - Ömer.. Seni ilk tanıdığım andan itibaren içindekilerin çok farklı olduğunu hissetmiştim. Vapurda Nihat'a ''Şu anda ömrümün en ehemmiyetli dakikalarını yaşıyorum.'' dediğin andan ve sonrasından itibaren izah etmeye çalıştığın o duygu yoğunluğundan başlayarak en son sayfaya kadar hep senin yanındaydım. Daha güzel şeyleri nasıl yaşayabilirdin diye merak ediyorum ama bunun imkanı olmadığını ikimiz de bu kitabı okuyan herkeste gayet iyi biliyordu. Seni düşününce aklıma gelen ilk şey Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar kitabındaki ''Hikmet Benol'' karakteri oldu. Hisleriniz, kafanızın içindeki cümleler, hareketlerin.. Hepsi ama hepsi neredeyse onunla benzer. Kesinlikle bir kan bağınız olmalı. O da yoksa can bağınız var ve hislerinizle birbirinize bağlı olduğunuza eminim diyebilirim.. - Macide.. O kadar saf ve temiz duygular içinde hiç beklemediği anda vuruluyor. Öyle kelime salvoları var ki vurulmazsa ayıp olurdu zaten. Öyle güzel cümlelerin ve duyguların var ki, insanların hayatı yaşadığı duygular kadar güzel olsa diye düşünüyoruz ama olmuyor maalesef. Öyle kırılma noktaları oluyor ki insan kendinden de, ne kadar büyük olursa olsun duygularından da vazgeçebiliyor. Bu sanki kaderin bize kurduğu bir paradoks gibi. Mektubunda anlattıkları eminim hepimizin içine dokunan ve kabullenemediğimiz, hayatımızı esir eden gerçeklerle dolu. - Bedri.. Tekrar karşılaşmak istediğim karakter.. Şaşırmadım doğrusu. Yazarın duygularını en belirgin şekilde hissettiğim karakter sendin. Patlamalarında çok şey gizli. Çok şey biriktirmiş ve bunların açığa çıkmasını dört gözle bekledim. Ne kadar berrak bir şekilde anlatıyordun içimize dokunacak şeyleri. En etkileyici şeylerdi belki senin kelimelerin. Az ama öz. - Bahsetmek istediğim temel karakterler bunlar, diğerleri hakkında da söylenecek çok şey var ama onları ve kitap hakkındaki düşüncelerimi şimdi genel olarak anlatmak istiyorum. - Bu kitabı okumaya başladığımda başta duygusal şeylerin anlatıldığı, aşık genç, mahallenin güzel kızı gibi şeylerden bahsetmeye devam edip sonunun da duygusal bir birleşmeyle ve mutlulukla sonlanacağı izlenimine kapılıyorsunuz. Kapılmayın. Savrulacaksınız çünkü. Duygu denizi sizi içine alıp sağa sola savuracak. Duygular ön planda. Karşılıklı olarak veya sadece akıldan geçen düşsel duygular..Duygusal ve derin psikolojik tahlilleri ile ''Stefan Zweig'' i anımsattı bana yazar. O anın duygusunu harika bir şekilde içimize işletecek kelimeleri seçmek için özenli bir çalışma halinde olması gerekli(diye düşündüm). Söz konusu Sabahattin Ali olunca hiçte şaşılacak bir şey değil ama.. - Kitabın içinde birden fazla kitap gizli ve hepsini okumuş gibiydim resmen. İnsanın içindeki şeytanın başına ne gibi belalar açabileceği(bütün karakterler açısından), nasıl bizi uçurumların kenarına getirip, itip itmemek konusunda kararsız kalıp hislerimizin bizimle dalga geçtiği, avucuna alıp oynattığı bir kitap oldu. En aydınından en cahiline, en fakirinden en zenginine nasıl içimizdeki insafın da(bizi kötülüğe sürüklediği) kötülüğün de belirli şartlar oluştuğunda açığa çıkabileceğini gördük. Benim kitap hakkındaki görüşüm ''Aslında hepimiz içimizde bir şeytanla yaşıyoruz ve ortaya çıkarmak için uygun anı bekliyoruz...'' - Fark ettiğim bir şey daha, bu kitapta aslında yazarın hayatının da çok büyük kesitleri var. Yaşadığı dönemdeki kendi sıkıntılarını esere, karakterlerin diliyle anlatmış. Çok ince bir dil kullanarak. Bedri'nin söyledikleri aslında hem okul müdürü hem de o anki yaşadıklarını açıklıyordu bizlere. Müdüre söyleyemediği şeylerin çoğu ve o an içinde tuttukları, sonradan söylediği her şey yazarın kendi sitemiydi aslında. ''Öyle sayfalar okuyorsunuz ki bir cümle gibi geliyor, ve öyle cümleler var ki, sayfalarca yazılsa anlatılamayacak gibi...'' - Kitabın bana göre en can alıcı cümleleri ve anlatmak istediklerinin özeti.. ''Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz. " - Sabredip okuyanlara teşekkür ederim. Bonus: i.hizliresim.com/mMqM3Y.jpg - Bu kitabı okumama vesile olan arkadaş grubuna çok teşekkür ederim. Onlar öyle güzel insanlar ki, birbirlerini sevmelerine ve sıcaklıklarını hissettirmelerine ne mesafeler ne zaman ne de başka şeyler engel olabiliyor. Hepsi birer karınca gibi resmen. Kendilerinden çok daha fazlasına gücü yeten ve bir araya geldiklerinde koloni oluşturacak kadar güçlü ve birbirine sımsıkı bağlı bir arkadaş grubu. Gülüşündeki samimiyet, duygusal derinlik, kararsızlık ve yaşadıkları zorluklar, birbirlerine umut oluşları ve ellerinin, yüreklerinin kenetlenip birbirini hiç bırakmayışları resmen bana bu dünyada hala güzel şeylerin barındığına ve yeşereceğine dair umut veriyor. Beni de aranıza katıp bu güzel kitabı okumamı sağladığınız için hepinize tek tek teşekkür ederim.
İçimizdeki Şeytan
8.6/10
· 103,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
54
1.076
Gülşan Hilal Çelik
İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
256 syf.
Yıllar önce okuduğum kitabı tekrar okumama sebep olan şey, içerisinde otobiyografik unsurlar da taşıdığını öğrenmem oldu. Sabahattin Ali'nin hayatına dair malumata sahip olanların bağlantıları kolaylıkla kuracağını düşünerek devam etmek istiyorum. Peyami Safa'nın küçükken geçirdiği hastalıktan ötürü vücudunun bir uzvunu kullanmaktan mahrum kaldığını çoğunuz biliyordur. Otobiyografik romanı olan "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu"nda da kendisini anlatmıştır. Peki bunları neden anlatıyorum? İçimizdeki Şeytan'da adı geçen İsmet Şerif Peyami Safa'nın ta kendisi de ondan. Nereden mi çıkarıyorum? İsmet Şerif karakterinin boynunda bir yara var ve yazdığı "Yara" isimli kitapta kendinden bahsetmiş. Ne tesadüf! Yine, Emin Kâmil karakterinin Necip Fazıl Kısakürek'ten başkası olmadığını görüyoruz. Sabahattin Ali, karakterin mistisizmle ilgilendiğini okura sunması ve bir dizesini NFK'nin şiirinden alıp birkaç yerini değiştirerek eleştirmesi ile kafamızdaki "Acaba?"yı da ortadan kaldırmış. Ömer... Kendi iradesinin dışında bir güç tarafından yönlendirildiğini söyleyen bu adam da Sabahattin Ali oluyor. Hüseyin Nihal Atsız'ın kim olduğuna gelirsek... Kimileri Nihat'ın kimileri de Ömer'in içindeki şeytanın Hüseyin Nihal Atsız olduğunu söylüyor. Bana göre Nihat. Ömer ile olan dostluğu ve bu dostluğun olumsuz neticelenmesi beni bu kanıya götürüyor. Sabahattin Ali ve Hüseyin Nihal Atsız'ın bir zamanlar aynı safta olup da sonradan yollarının ayrılması bunu destekler nitelikte. Evet, Sabahattin Ali bir zamanlar ülkücüymüş. Almanya'ya gidip geldikten sonra fikirleri büsbütün değişmiş. Aziz Nesin ile çıkardığı dergiler malumunuz... Ali, bu dergilerde yazdıkları yazılar yüzünden birçok kez tutuklanmıştır. Dergi kapatılmasına rağmen her seferinde isim değiştirerek yeniden yayın hayatına devam etmiştir (Markopaşa, Malumpaşa, Merhumpaşa...). Gelgelelim Atsız ile olan davasına... Nihal Atsız'ın, Sabahattin Ali’ye “vatan haini” dediği için ceza kanunun 480. maddesine göre cezalandırılması öngörülüyor. Sabahattin Ali ise Atsız’ın bu hakaretine karşılık hapis cezası ve zamane parası ile 1000 TL tazminat ödemesi gerektiğini mahkemeye sunuyor. Mahkemenin ikinci duruşmasında Atsız haksız bulanarak 6 ay hapse mahkum ediyor fakat daha sonra af çıkıp bu ceza 4 aya indiriliyor. Sabahattin Ali'nin bir cinayete kurban gitmesinin bu davayla alakası olduğunu ileri sürenler de olmuştur. Bugün, kızı Filiz Ali tarafından, cesedi bulunamayan ve bir şiirinde "Benim meskenim dağlardır" diyen Sabahattin Ali'ye bir dağ başındaki taşa bu dizeleri yazılı sembolik bir mezar yaptırılmıştır. İkinci kez okuduğum bu kitabın yıllar sonra (esas âleme gitmediğim sürece) tekrar okunacağının garantisini kendime veriyor ve sizlere de okumadıysanız okumanızı, okumuş iseniz tekrar okumanızı tavsiye ediyor ve bir sonraki kitabımı okumaya gidiyorum.
İçimizdeki Şeytan
8.6/10
· 103,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
136
Hediye Özçetin
İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
256 syf.
·
17 günde
·
10/10 puan
İnsan, açıklamakta zorlandığı davranış ve düşüncelerine bir kılıf uydurmakta, bahaneler üretmekte her zaman bir numaralı varlıktır.Başkalarına söylediğimiz bu yalan bahaneler, zaman geçtikçe tutunacağımız bir dal haline dönüşür.Kendi yalanımıza bile inanır hale geliriz.Sabahattin Ali de öyle bir karekter çizmiş ki bize, irade yoksunluğunu “içimdeki şeytan” diye adlandıran, her fiilini bu şeytani güce bağlayan Ömer... Ömer; Balıkesir’de nüfuzlu bir aileye sahip, İstanbul’da okumuş, genç ve yakışıklı bir devlet memurudur.Memur dediğime de bakmayın! Memuriyete gittiği günler gitmediklerinden az olan bir çalışma temposu...Tanpınar’ın deyimiyle yarı aydın geçinen bir arkadaş topluluğuna sahip.Bir masa etrafında toplanıp içerken edebiyatı, siyaseti, toplumu kısacası dünyayı kurtardıklarını sanan içi boş yalancı aydınlar... Bir tarafta ise Ömer’in sonsuz bir aşk duyduğu Macide kızımız var.Macide hayatta Ömer kadar şanslı olamamış, irade yoksunu bir anne, dengesiz bir abla ve enişteye sahip, babasını da kaybetmiş, İstanbul’da teyzesinin yanında yanaşma gibi kalmaya mecbur olmuş bir konservatuar öğrencisidir.Tam bir sabır ve sükunet timsalidir. Hayat bu iki genci bir noktada birleştirir.Başlarda müthiş bir aşk ve yuva kurma heyecanı içindelerken Ömer’in günden güne içine yerleşen o şeytan onları birbirinden uzaklaştıracaktır.Ömer daha önce aile sorumluluğu taşımamış biri olarak bocalamaya başlar.Çok fazla para sıkıntısı çeker, sağdan soldan borçlar alır.Macide’nin asla hoşlanmadığı başıboş arkadaşlarıyla sürekli bir yerlere kaçıp içip dağıtmak suretiyle iradesini gitgide kaybeder.Kendi deyimiyle içindeki şeytana yavaş yavaş teslim olur.Her seferinde onun düzelmesini uman ve sabırla bekleyen Macide’yi hep hayal kırıklığına uğratır.Bu şeytan onu öylesine ele geçirir ki dairede en sevdiği, sürekli sohbet ettiği, bazen borç bile aldığı Hafız Efendi’yi dolandırmaya kalkar.Tek başına yaşadığı özgür ve kaygısız hayatını iki kişilik hale sokamaz.İradesizliği, tembelliği,zayıf karakteri onu en sonunda hapise kadar sürükler.Kendi isteğiyle Macide’yi bırakır ve içindeki şeytana teslim olur. Sabahattin Ali, bu harika romanını öyle bir sözle bitirir ki belki de yapılan hiçbir analiz ve incelemeye yer bırakmaz: “İçimizde şeytan yok...İçimizde aciz var...Tembellik, iradesizlik var...” Ömer bu irade yoksunluğunun kurbanı olmasına rağmen içimdeki şeytan diye bir bahane bulmuş ve ona sarılmıştır.Sarıldığı bu şeytan ona hayatının muvazenesini kaybettirmiş,Macide’yi ve mutluluk hayallerini alıp götürmüştür. İnsanın şeytanı kendisidir, derler.Kitabı okuyunca bunun doğru olduğunu anladım.O şeytana gücü vermemek yine bizim elimizde.Hepinize iyi okumalar.
İçimizdeki Şeytan
8.6/10
· 103,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
47
ayseeDinc
İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
256 syf.
·
46 günde
·
Puan vermedi
insan açıklamakta zorlandığı her davranışına bahaneler üretmekte. Her yaptığı davranışı içindeki şeytana bağlayan Ömer... Ömer genç bir memur, Macide ise bir konservatuar öğrencisi. İlk başta birbirlerine güçlü bir aşkla bağlanan bu çift Ömer'in daha önce sorumluluk almamış olması, para hesabı bilmediği için herkesten borç istemeye başlar. Kendi deyimi ile içindeki şeytana teslim olur. Bu şeytan Ömer'i iyice ele geçirir ki Macide'i hayal kırıklığına uğratır. Macide'nin hoşlanmadığı arkadaşalarıyla beraber olması Ömer'in gitgide iradesini kaybetmesine neden olur. İradesizliği, zayıf karakterli olması Ömer'i hapse kadar sürükler. Macide'i de bırakır içindeki şeytana teslim olur.
İçimizdeki Şeytan
8.6/10
· 103,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
29