Yıllarca bu kitabı raflarda gördüm, ismi hep bir okuma isteği uyandırsa da hep farklı kitaplarda takıldım. Taa ki bugüne kadar.
Kitabı henüz bitirmedim ama duygularımı bitene kadar saklayamayacağımı anlayınca birkaç cümle yazmak istedim. Bilmiyorum, belki her insan bu duyguları yakalayamaz belki de bambaşka bir duyguyla örtüştürür yazılanları.
Gülsarı beni çocukluğumdaki bir anıya götürdü; 7-8 yaşlarımdayken her hafta sonu küçük baş hayvanları olan amcamlara gider, haftasonlarında onlara yardım etmeye çalışırdım, kuzularla ilgilenir, köpeklere yiyeceklerini verir, atlarına kaşağı ile bakım yapmaya çalışırdım. At yaşlı bir attı ve insanlara karşı ayrı ayrı duygu beslediğini gözüyle anlatırdı.
Beni her gördüğünde sağ ayağını ve başını yukarı kaldırıp bir sevinç hareketi yapardı. Sulamaya götürdüğümde bazen çok sevdiği otlardan toplardım, yerde önündeki otu yemez ama ben aynı otu koparıp ne kadar verirsem yerdi. Yıllar geçtikçe daha da yaşlandı, sonra okulumdan dolayı çok uzak kaldım, amcam atın çok yaşlandığını ve sonra da öldüğünü söylemişti, paramparça olmuştum. Gülsarıyı okurken daha kitabı bitirmeden sonunda benzer bir duyguyu yaşarım diye korkmaya başladım. Sana hiç elveda demek gelmiyor içimden Gülsarı.
Gerginim, huzursuzum, hoş olmayan bir his içimi kemiriyor, zira dünya üzerinde, sırf dostluk duygularıyla beni burada ziyaret edecek bir tanıdığım yok.