Tatar Çölü, dışarıdan bakınca durgun, hatta yer yer hiçbir şey olmuyor hissi veren bir kitap. Ama tam da bu yüzden içten içe insanı yakalıyor. Çünkü aslında olan şey dışarıda değil, insanın içinde gerçekleşiyor.
Giovanni Drogo üzerinden anlatılan şey tembellik ya da vazgeçmişlik değil. Daha çok, görülme, anlamlı olma ve bir gün “o anın” geleceğine inanma hali. Bu kitap size bir hikâye anlatmaktan çok, sessizce şu soruyu bırakıyor: Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece bekliyor muyum?
Beklentisiz okunduğunda, insanın içine hafif bir ağırlık gibi oturan bitince de kolay kolay çıkmayan bir his bırakıyor.
Bence en güzel yanı da bu size bir cevap vermiyor, ama kendinize sorular sormanız için alan açıyor.