Birçok insan “seviliyorum ama yine de içim boş” der. Çünkü sevgi tek başına yetmez—görülmek gerekir. Sevilmek: • Birinin sana karşı iyi duygular beslemesi • Değer vermesi Görülmek: • Duygunun fark edilmesi • İç dünyanın anlaşılması • Kırılgan tarafının da kabul edilmesi • Koşulsuz bir alan açılması Sevilmek kalbi ısıtır, görülmek ruhu iyileştirir. Çoğumuz çocukken “sevildik”, ama çok azımız gerçekten görüldük. Yetişkinlikte partnerden, arkadaşlardan, çevreden gelen boşluk hissinin sebebi çoğu zaman budur. Görülme ihtiyacı zayıflık değil; en insani gereksinimdir.
"Sana kusurlarını göstereni terk etme, çünkü o senin gerçek dostundur." Hz. Âli
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Toplumsal bir uzlaşı masasında bu soruyu ortaya atsanız, herkes hemen modern birer filozof kesilip "Aman efendim, ne münasebet, tabii ki herkes eşittir, her iki cinsiyet de kendi içinde birer cevherdir" diyecektir. Politik doğruculuğun o pembe bulutları ardına saklanıp günü kurtarmak en kolayıdır çünkü. Ama gelin, o kibar masayı ve teorik eşitlik masallarını bir kenara bırakıp işin mutfağına, yani genetiğin o acımasız ve alaycı laboratuvarına inelim. Hemen her köşe başında "Erkekler mi daha üstün, kadınlar mı?" diye fırtınalar koparan, dünyayı kendisinin yönettiğini sanan o mağrur erkek aklına küçük bir genetik vizite kağıdı uzatmak gerekiyor. Bir erkek olarak aynaya bakıp "Ben ne kadar muazzam bir zekaya, ne mühendislik harikası analitik düşünme yeteneğine sahibim" diye övünürken, aslında arkanda çalışan o devasa kütüphanenin tapusunun kime ait olduğunu unutuyorsun. Seni sen yapan, o çok güvendiğin zihnini ilmek ilmek dokuyan, felsefe yapmanı, dünyayı anlamlandırmasını ve hatta "Ben mi üstünüm yoksa kadınlar mı?" gibi derin bir varoluşsal soruyu bile sorabilmeni sağlayan o muazzam zeka genleri, sana babanın kahramanlık hikayelerinden miras kalmadı. O dâhilik pırıltılarını, analitik zekanın o koruyucu zırhını, tamamen annenin sana cömertçe devrettiği o devasa X kromozomu kütüphanesine borçlusun. Yani o büyük ve mağrur beyninin mimarı, doğduğun gün sana o şifreyi fısıldayan kadındır. Peki, o her fırsatta gururla göğsünü kabartan, soyu sopu devam ettirmekle övünen babanın bu muazzam entelektüel şatoya katkısı neydi dersiniz? Bilimsel olarak konuşursak, koca bir hiçlikten hallice. Babanın sana büyük bir lütufla devrettiği, nesiller boyu taşımakla gurur duyduğun o cüce Y kromozomu ve onun içindeki SRY şifresi, seni bir dahi ya da bir bilge yapmadı. O minik paket, anne
Sabah ezanı okunuyor... Ve diğer ezanlardan farklı olarak bir cümle yükseliyor karanlığın içinden: "Es-salâtü hayrun mine'n-nevm..." "Namaz uykudan hayırlıdır." İnsan bu sözü duyunca yalnız kulaklarıyla işitmiyor; sanki ruhunun çok eski bir yerinde yankılanıyor. Çünkü o cümle yalnızca uykudan uyanmaya değil, bazen gafletten, alışkanlıklardan ve kendi karanlığından uyanmaya da çağırır insanı. Gecenin en sessiz vaktinde duyulan o ses, nedense kalbin en derin yerine kadar ulaşır. Burada mesele sadece yataktan kalkmak değil. Belki de insanın yıllardır içinde taşıdığı uykudan uyanması... Kendini unuttuğu yerden dönmesi... Dünyanın gürültüsünde kaybettiği hakikati yeniden hatırlaması. Herkes uyurken gelen bu çağrının insana dokunmasının sebebi biraz da bu galiba. Gecenin son karanlığında, henüz güneş doğmamışken, gökyüzünden bir ses insana şöyle fısıldıyor: "Daha bitmedi. Hala dönüş mümkün. Hala kapı açık." diyor. Ve o an anlıyorsun; ürperen şey beden değil. Eve çağrıldığını hatırlayan ruhtur.
Herkesin Bir umudu vardır, Bir savaşı, Bir kaybedişi, Bir acısı, Bir yalnızlığı, Bir hüznü… Çünkü herkesin bir gideni vardır, İçinden bir türlü uğurlayamadığı… Turgut Uyar
"Bazen de hissettiklerimi kendime sakladım; çünkü onları anlatabilecek bir yol bulamadım."
1000Kitap