Ne yazacağımı cümleye nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Bana Badem'i hatırlatan ama ondan daha çok kalbimi kıran bir kitap oldu. Kimi zaman hayatın olağan acımasızlığı karşısında kayitsizligina kendimden parçalar bulurken kimi zaman bunca kayitsizligina empatiden yoksun yargıçlar gibi yaklaşırken buldum kendimi. Yine de tümüyle hiçbir zaman yargilayamadim. İçinde bunca derinlikler barındıran birinin herkesçe genel geçer ve uyulması zorunlu gibi görülen duygulari gösteremedi diye sona sürüklenmesi yüreğimi incitti. Ama en çok da kendini onca düşünmeyip son göründüğünde yine de mutluluğun tadına varmış olduğunu düşünmesi kadar incitmedi.
Belki de gerçekten yaşamda esas olan budur. Yazarın dediği gibi, ha yirmisinde ha otuzunda olmuş bir insan ne fark ederdi. Önemli olan yaşamında gerçek mutluluğun tadına varmış olmaktı.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,3bin okunma
Dünyayı kendime bu kadar eş, bu kadar kardeş bulunca, anladım ki, eskiden mutluluğa ermişim. Hatta hâlâ da mutluydum. Her şey tamam olsun, kendimi pek yalnız hissetmeyeyim diye, benim için artık, idam günümde bir sürü seyirci bulunmasını ve beni nefret çığlıklarıyla karşılamalarını dilemekten başka bir şey kalmıyordu.
Sanki bu büyük öfke beni kötülüklerden arındırmış, umuttan kurtarmıştı, işaretler ve yıldızlarla yüklü olan bu gecede, kendimi ilk kez olarak, dünyanın tatlı kayıtsızlığına açıyordum.
Başkalarının ölümü, bir ananın sevgisi ne umurumdaydı benim? Başkasının Tanrısından bana neydi? Başkalarının seçtiği, kabullendiği hayattan, yazgıdan bana neydi? Değil mi ki, bir tek yazgı, beni ve benimle birlikte, onun gibi bana "Kardeşim," diyen bir sürü ayrıcalıklıyı seçecekti! Anlıyor muydu acaba, anlıyor muydu ki herkes ayrıcalıklıydı. Zaten yalnız ayrıcalıklar vardı. Ötekileri de bir gün mahkûm edeceklerdi. Kendisi de yargıyı yiyecekti. Adam öldürmekle suçlandırılıp anasının cenazesinde ağlamadı diye idam edilseydi ne önemi olurdu bunun.