Yabancı

Albert Camus
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2025 22:26
Okuduğum en sıradaşı romanlardan biri diyebilirim. Albert Camus'un Yabancı'sı, varoluşçuluk ile absürdizm akımlarına iyi bir örnek teşkil ediyor. Öyle ki, kitabın baş kahramanı Meursault, herhangi bir insani nezaket ve duygudan bağımsız yaşayan, yaşantısı ile toplumda kendini var etmek gibi bir kaygıdan yoksun, bir o kadar da saçmalıkları ile absürd bir karaktere sahip biri olarak karşımıza çıkıyor. Dahası, Meursault'un insanlarla olan iletişiminde antipatik yaklaşımı, onun duygusuz tavrı, absürdizmin savunduğu o anlam arayışının gereksiz olduğu, öyle olsa bile nihayetinde sonuçsuz kalacağının iyi bir analizi gibi durmaktadır. Kitaptan bir anlam çıkartmak bir yana belkide çıkarılabilecek tek bir soru var. İnsan ne için yaşar? Varoluşçuluk'un en büyük sorusu da bu değil midir. Belki de medeniyetlerin var oluşundan yıkımına kadar, imparatorlardan en azılı katillere kadar. Herkesin cevap aradığı soru bu değil midir. Bu sorunun ortaya çıkmasının sebebi, trilyonlarca gezegen arasında sadece bizim dünyamızda yaşamın olması ve yaşamla birlikte şuurlu tek varlığın insanlığın olması da olabilir. Ya da madde, yeterince enerji ve zamanla bilinç kazanır, kendi varoluşunu sorgulamaya başlar. Her ne olursa olsun. Albert Camus, gayet açık özetlemiş. "Ölümle biten yaşam saçmadır, evet. Bunda kuşku yok. Ama, yaşam ölümle bitiyor diye, kapayacak mıyız gözümüzü, yüreğimizin kapılarını bu yaşanası dünyanın güzelliklerine, bunlar yanında insanların acılarına, çaresizliklerine? Mademki, yaşıyoruz, yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya bakmalıyız. Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir." İyi okumalar.
Duygu ve Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
Meursault Mu, Kırmızı Benekli Pinpon Topu Mu?
Puan vermedi·114 syf.··
2021 39. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2021 12:25
Camus okumayı ve Camus'ye dair okumayı sever ve önemserim. Görüşlerini benimsediğim için değil, ondan da öte üzerinde düşünmeyi gerekli gördüğüm varoluşsal konulara dair görüşler sunduğu için. Açıkçası ilgisi olsun veya olmasın -insanlığa dair evrensel kavramları sorgulatması sebebiyle- tüm insanlarca okunmasının elzem olduğunu düşündüğüm yazarlardan biridir Camus. Kitap hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce konu ile alakalı olduğuna inandığım bir noktaya parmak basmak istiyorum: Kanımıza işlemiş olan her konudaki iflah olmaz ikilem yaratma merakımıza. Evrim mi, Tanrı mı; aşk mı, mantık mı; mutluluk mu, para mı; Meursault mu, toplumsal değerler mi? 'Taraf olmayan bertaraf olur.' felsefesini sakat bir tarafgirlik noktasına vardırıyoruz. Halefini eğrisiyle dahi kabul ettiren, buna mukabil muhalifini doğrusuyla bile reddettiren bir tarafgirlik. Ikilem yaratmaya kendimizi o kadar adamışız ki kutuplaştırdıklarımızın bir arada da yaşayabilecekleri ihtimalini aklımıza getirmiyoruz bile. Halbuki şunu göz ardı ediyoruz ki bu kutuplar içlerinde birbirlerini barındırıyor dahası biri diğerinin var olma sebebi. Nereden geldim bu konuya? Kimi okur başkahramanımız Meursault’yu göklere çıkarıp toplumsal değerleri yerle bir ederken kimi okur da tam aksini yapıyor. Fikrimce dengeli bir sorgulama daha ufuk açıcı olacaktır. Yazar kitapta; toplumsal değerlerin bireyi baskılaması, tutumların çevre tahakkümüyle şekillenmesi, suç ve ceza kavramlarının belirleyicileri gibi bazı önemli konuları sade bir dil ve sıradışı bir başkahramanla işlemiştir. Vuruculuk dille değil, karakter ve önermelerle sağlanmış. Bu sebeple kitap rahat okunmakla birlikte derin sorgulamaları da beraberinde getirmektedir. Kitabı okurken bir kere daha fark ediyoruz ki İnsanı 'Lanet olası federaller!' diye isyana
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
Puan vermedi·114 syf.·
2025 36. kitabı
Annemin cenazesinde ağlamadım.” Ve işte her şey böyle başladı… Yabancı, hayata dair tüm sahte kabulleri elinin tersiyle iten, varoluşu sorgulatan, içimize sessiz bir yankı bırakan bir roman. “Her şey anlamsızsa, dürüst kalmak en büyük cesarettir.”
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
Albert Camus - Yabancı İncelemesi
8/10
·114 syf.··
2021 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2021 01:35
Kendini su gibi okutan, fakat derinlerine indikçe zihninizde oluşmuş yargı sularını bulandıran Yabancı'da duygusuz bir adamın iç dünyasına yakından bakıyoruz. Annesinin cenazesiyle başlayan olaylar zinciri, pek de hevesli olmayarak başladığı bir arkadaşlık ve işlediği bir cinayette bizleri bir adamın zihnine yerleştiriyor. Onun bu kayıtsızlığı insanın içinde rahatsızlık yaratırken, yine bu kayıtsızlığın getirdiği acı sondan sonra insan uzun uzun düşünme fırsatı buluyor. Kötü olan nedir, kötü olan kimdir? Kötülüğün bir sınırı, duygusuzluğun da aşılamayacak bir noktası var mıdır? Bize göre kimdir suçlu, neler hissedendir veya hissetmeyendir? Kitabı okuduktan sonra bu ve bunun gibi sorular işgal ediyor zihninizi. İnsan gerçekten sorguluyor, birini öldürmek gerçekten de kötü bir şey midir? Uzun sayılmayacak kısa sayfalarında kitap sizleri kendi anlattığından daha fazla düşündürüyor. Bir suçlunun zihninde yaşamak nasıl bir şey, hissediyorsunuz.
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
10/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 22:37
Bir bireyin insanlara, duygulara ve hatta ölüme bu denli yabancılaşması ancak böyle güzel anlatılırdı. Okurken bazen ürperdim bazı yerlerde de kendimi buldum. Öyle değil midir..? Modern toplumlarda bireyler kargaşa ve yalnızlığın içinde kendilerine ve herşeye yabancılaşırlar. Baş karakterimizin bu denli soğuk kanlı ve vurdumduymaz oluşu temel de yalnızlıktan kaynaklanıyor. Bir solukta okunacak kitaplardan...
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
Puan vermedi·114 syf.··
2023 45. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2023 01:45
Eser'de genç bir karakterin kendine, topluma, hayata ve kurallara yabancılaşmasını, annesinin ölümü de dahil bütün olaylara nesnel biçimde yaklaşmasını anlatan, uzun süre etkisinde kalacağım, eşsiz ve güzel bir kitap. Topluma ve toplumsal yargıya büyük bir eleştiri niteliğinde eser.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
Puan vermedi·114 syf.··
2025 19. kitabı
1942 yılında yayımlanır Yabancı. Romanın açılış cümlesi, edebiyat severlerin belki de en iyi bildiği açılış cümlesidir. "Anam ölmüş bugün.Belki de dün, bilmiyorum.İhtiyarlar Yurdundan bir telgraf aldım:'Anneniz vefat etti.Yarın kaldırılacak.Saygılar.' Bundan bir şey anlaşılmıyor.Belki de dündü." Vedat Günyol çevirisi Başkarakterimiz Meursault, annesinin ölümüne tepkisiz kalır.Toplumun değer yargılarına uygun, duygu ve tepkilerden yoksundur aslında.O olayların öznesi değil gözlemcisi gibidir. Marie ile romantik bir ilişki içinde olsa da Marie'ye de kayıtsızdır. Cezayir'de çalışan Cezayirli bir Fransız memurdur Meursault. İşi yerindeki faaliyetleri, günlük yaşamdaki aktiviteleri rutindir. Bir gün nedensiz bir şekilde bir Cezayirliyi öldürür. Ya da güneşin, kumun verdiği rahatsızlık nedeniyle. Yaptığı şeyden pişmanlıktan çok rahatsızlık duyar. Meursault, annesinin yaşını bilmez, cenazesine istemeyerek gider.Toplumun kurallarını, değerlerini bilmesine bilir ama bunlara uygun davranma çabasına girişmez.Onun için doğru ya da yanlış önemli değildir.Her türlü çaba boşunadır. Meursault'un işlediği cinayet nedeniyle idamını isteyen mahkeme başkanı aslında kayıtsızlığına, duygusuzluğuna kızgındır, cinayetten çok. Meursault, toplum değerleriyle savaşmaz.Seçimlerin insanın yaşamında bir fark yaratacığına inanmaz.Seçimler üzerine düşünmez.Dahası bir anlam arayışı yoktur.Hayatı anlamlandıramaz. Edebiyat tarihinin gerçekten unutulmaz antikahramanlarından biri Meursault.Luchino Visconti tarafından 1967 yılında sinemaya aktarılmış, Yabancı.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
Puan vermedi·114 syf.··
2025 8. kitabı
SPOİLER İÇEREBİLİR!!! Kitap hayattan hiçbir beklentisi ve inancı olmayan bir adamın dünyasını anlatıyor. Annesinin ölmesiyle başlayan hikayemiz kendisinin idamıyla son buluyor. Annesini gömerken hiçbir acı ve üzüntü hissetmeyen kahramanımız, hayatı boyunca hiçbir şey üzerinde yeterince kafa yormayan birisi aslında. Ona göre suna buna kafa yormak gereksiz. Sadece kendi dünyasında yaşayan birisi. Baska konulara dair fikri yok . Fikir üretmekten de yoksun bana sorarsanız. Bir adamı öldürüyor ve bunun için herhangi bir duygu hissetmiyor pişmanlık,üzüntü ve yahut sevinç hiçbirisi yok . Sadece idam kararının verildiği gün bunu kabullenme süreci onu biraz zorluyor ama sonrasında bunu da kabul ediyor. Hücresinde ölümü ve olacakları düşünerek geçiriyor son günlerini. Hayatındaki yaşanmış olayların muhakemesini yapıyor. Son kısmı bana "Bir adam mahkumun son günü "adlı kitabı hatırlattı . Idamin gerçekleşecek olmasının verdiği tedirginliği, ruhsal çöküntüyu burada da hissedebilirsiniz. Sonuç olarak kahramanımız bomboş ve amaçsız yaşanan kısa hayattan sonra idam edilerek yaşamına son verilmiş olur. Kişisel yorumum adamın pasif ve kendini yormayı sevmeyen bir kişiliğe sahip olduğu. Aslında yaşamıyor sadece nefes alarak günlerini tamamlıyor. İlginç biri diyebiliriz kendisi için
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
6/10
·114 syf.··
2025 85. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2025 15:00
Merhaba kuşlarım Roman şu cümleyle başlar: “Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” Bu cümle, Meursault’nun hayata olan ilgisizliğini ve duygusal tepkisizliğini yansıtıyor. Annesinin ölüm haberini alan Meursault, cenazeye katılmak için Marengo’daki yaşlılar yurduna gider. Ancak annesinin ölümü karşısında herhangi bir duygusal tepki göstermez. Cenazede ağlamaz, üzülmez, vs vs. Dönüşte de normal yaşamına devam eder. Ertesi gün, Marie adında eski bir iş arkadaşıyla denize gider, sinemaya çıkar ve onunla ilişki yaşar. Toplumun ondan beklediği "yas tutma" davranışlarından ne kadar uzak olduğunun göstergesidir Komşusu Raymond'un bir kadını dövmesi ve bu yüzden başının belaya girmesi üzerine, Meursault ona yardım eder. Raymond, birlikte sahile giderler. Burada Arap bir adamla (Raymond’un eski sevgilisinin erkek kardeşi) karşılaşırlar. Meursault, sonradan aynı Arap’la tekrar karşılaşır ve onu hiçbir açık neden olmadan, sıcak güneş ışığının etkisiyle bir anda vurur ve şöyle der. “Tetiği çektim. Kurşun Arap’ın vücuduna geçti.” (Tepkisizlikten ölücem) Cinayetin ardından Meursault tutuklanır. Davasında ise işlediği suçtan çok, annesinin ölümüne verdiği tepkisizlik yargılanır. Savcı onun duygusuzluğunu bir "canavarlık" göstergesi olarak sunar. Meursault’nun cinayeti güneşin sıcağı gibi basit ve saçma nedenlerle açıklamaya çalışması, onu daha da "yabancı" hale getirir. Avukatı onu savunmaya çalışsa da, jüri onun ahlaki açıdan tehlikeli bir insan olduğuna karar verir ve idama mahkûm eder. Hapishanedeki son günlerinde Meursault, ölümün kaçınılmazlığıyla yüzleşir ve yaşamın anlamsızlığı karşısında huzura kavuşur. Her şeyin tesadüf olduğunu ve evrenin, toplumun kayıtsız kalmasını kabul eder. Sonunda ölümle barışır. . Meursault, toplumun değerlerine uymadığı için
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma
Puan vermedi·114 syf.·
2021 19. kitabı
Yabancı... Okurken çok keyif aldığım, sade bir dile sahip, güzel bir kitaptı ki böyle olmasa da "birdi" Yabancı için... Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; tamamen olay örgüsünün etrafında kurulmuş bir öykü okumak istiyor ve kesin sonuçlar arıyorsanız maalesef... Ama "Dur bi saniye, her kitap bir şansı hak eder.." diyorsanız o zaman Yabancı'yı tanıyamamaya doyamayacaksınız... Bırakın hayatındaki insanlara, kendi hayatına hatta kendisine bile yabancı bir adamın; kendisi için pek de mühim olmayan hayat hikayesini, zaten hiç yaşamamış olduğundan ötürü kendi ölümüne bile nasıl da yabancı olabildiğine şaşıracak, hatta bir süre sonra ona hak vereceksiniz... Zira o ziyadesiyle haklı.. "İnsan her şeye alışır.." Fakat insan alıştığı her şeyi nasıl da yok sayar? Ya da alışmak durumunda kalacağı tüm yeniliklere karşı nasıl bu kadar fütursuz olabilir ki? Bu konu her ne kadar bizim için kafa karıştırıcı olsa da Yabancı için hiç bir şey ifade etmiyordu... Ne annesinin ölümü, ne kız arkadaşının evlilik teklifi, ne bir insanı canice katledişi, ne de idam kararı... Bunlar önemsizdi.. Belki de önemliydi ama onun için ikisi de birdi sonuçta... Aslında hiç bir sebebi olmadığı hâlde bir insanı öldürmüş, fazlasıyla suçlu bir insandı... Ama o bu durumdan dolayı hiç pişmanlık duymuyordu... Ki savcı bu durumu çok olağan karşılıyordu çünkü annesinin ölümünde tek damla göz yaşı dökmeyen, umursamaz bir tavırla sütlü kahve ve sigara keyfi yapan bir adam için çok da şaşırılacak bir durum olmasa gerekti... Yabancının suçu bir insan öldürmek miydi? Yoksa annesinin ölümüne ağlamayacak kadar katı yürekli olmak mı? Bunu kimse sorgulamıyordu sorgulayan olursa da susturuluyordu zaten kolaylıkla.. Çünkü, alışılmış olan şeyler vardı. Yabancı ise bunların çok çok uzağındaydı. Niyeti
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 0137,1bin okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.