Hepimiz hayatı askerlik yapar gibi ele almıyor muyuz? Terhisi ya da muharebeyi beklerken, elimizden geleni yapmıyor muyuz? Kimileri odalarını ova ova temizliyor, kimileri işten kaytarıyor, iskambil oynayarak vakit geçiriyor, kaçakçılık yapıyor, entrika çeviriyor, Subaylar emrediyor, askerler itaat ediyor, ama kapalı kapılar ardında oynanan bu komediye kimse kanmıyor: Bir sabah ölüme gitmek gerekecek, subaylar da askerler de, sersemler de, kaçak sigara satan ya da tuvalet kağıdı pazarlayan küçük kurnazlar da herkes.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlar toplumsal hiyerarşide yeteneksizleriyle orantılı yükselseler, sizi temin ederim ki dünya şimdiki gibi dönmez. Ama sorun burada değil. Bu cümlenin söylemek istediği şey, yeteneksizliklerin yerinin en tepe olduğu değil, hiçbir şeyin insan gerçekliğinden daha sert ve adaletsiz olmadığıdır: İnsanlar eylemlerin değil sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek, dile hakim olmaktır.
Ne yazık ki çirkindim ben. Yine de başkaları gibi çirkin olsaydım bunun hiç önemi olmayacaktı. Ama çirkinliğim öyle acımasızdı ki, yalnızca bana aitti ve henüz ben kadın değilken, on beşindeki beni her türlü tazelikten yoksun bırakarak ellilik biri yapmıştı.
İnsanlar yıldızların peşinden koştuklarını sanırlar ama sonları bir kavanozun içindeki kırmızı balığa benzer. Çocuklara yaşamın saçma olduğunu en baştan öğretmek daha basit olmaz mı diye kendi kendime düşünüp dururum. Bu, çocukluğun birkaç güzel anını yok etse de, yetişkinlikte önemli bir zaman kazancı olur; üstelik bir travmadan, kavanoz travmasından kurtulmak da işin cabasıdır.