saadet

saadet
@cupofdaisy
ıg: diyetisyensaadet
"Deponun bir köşesinde, küçücük olmuş bir halde, ağlamaktan başka bir şey yapamadım. Sonra da iki avucumu yüzüme götürüp gözyaşlarımı sildim ve başımı kaldırdığımda onu gördüm: Karanlığın içinde duran geçmişimi. Biçimsiz bir hayvan gibi karşımda dikilmiş, bana bakıyordu. Toynaklanı vardı. Doğmasını izlediğim o buzağı gibi. Incecik ve simsiyah tüylü bacaklarının üzerinde doğrulmuş, her yanından, plasentaya benzeyen şeffaf bir çamur akıyordu. Göv desi, topraktandı. Ve o topraktan taşmış onlarca cesedin ellerini, burunlarını ve dişlerini görebiliyordum. Bir yüzü yoktu. Sadece, gözlerinin olması gereken yerde, karanlığın içinde parlayan iki kırmızı nokta duruyordu. Ankara' daki bankada gördüğüm o dijital panodaki noktaların aynısı! Bir ağzı ve bir burnu da yoktu ama aldığı her nefesi verişinde, kırmızı gözlerinin altında bir buhar bulutu beliriyordu. Çürümüş kalbinin atışı, geç kalmaya ayarladığım o saat gibi, bir duyuluyor, bir kayboluyordu. Daha fazla dayanamadım ve sıkıştığım iki duvarın arasından, "Hayır!" diye bağırdım."
Sayfa 312·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ağladım. Hem de istediğim kadar! İnsanın gerçek özgürlüğü buydu: İstediği kadar ağlayabilmek. Belki bir de, istediği şeye ağlayabilmek..."
Sayfa 309·Kitabı okudu
"Aslında günlerimin büyük bölümü orada geçiyordu. Sürekli okuyordum. Ama asla yeterli gelmiyordu çünkü gözlerim bir türlü bozulmuyordu. Kütüphane, o binadan gelip geçmiş psikiyatrlar tarafından bağışlanmış kitaplarla kurulmuştu. Çoğu sanatla, geri kalanı da politika ve felsefeyle ilgiliydi. Belki de psikiyatrlar, insan adındaki çukur da arkeolojik kazılar yapmak uğruna, kitaplarıyla birlikte, bir sanatçı, politikacı ya da filozof olma hayallerini de terk edip gitmişlerdi."
Sayfa 295·Kitabı okudu
"Bütün bu süre içinde gözlerimi yeniden kül tablasına dikmiştim. Geniş pencerelerden süzülen bir gün ışığı huzmesinin, kristalin içinde kırılıp parçalanışını izliyordum. Güneşten kopup ayağıma kadar gelmiş olan ışık, bir izmarit gibi kül tablasında ezilip sönüyordu."
Sayfa 279·Kitabı okudu
"Hayatları boyunca çalışıp uykusuz kalmış, ancak artık bir işleri olmasa da uyuyamayan, yaşlı insanların saatindeydik. Bankaların ve bütün binaların açılış saatlerini bilenler tarafından kuşatılmıştık. Yaşayacak pek bir zamanları kalmadığı için hiçbir yere geç kalmak istemeyen ve gidecekleri her yere erkenden uçup giden yaşlı kelebeklerin dünyası..."
Sayfa 276·Kitabı okudu