İsmi. Lakâbı. Doğum yeri. Doğum tarihi. Alayı. Taburu. Vesairesi. Parmağını sürüklerken siyah, kırık bir kalemle yazılmış isimleri gözden geçirdi. Ne kadar çok İsmail vardı bu defterde, bu devlet İbrahim miydi?
Kanın ancak kanla yıkandığı bir dünyanın nizamında, gözünün önünde ciğerinin parçası doğrananlar için “Önce kim başlattı?” anlamı kalmayan bir soruydu artık.
Setterhan âşığım diyorsun. Bu nasıl aşktır ki iki yanın bir araya gelip de bütününle hakkını gelmiş ve geçmiş herkese helâl etmiyorsun? Bu nasıl aşktır ki kan davası güdüyorsun, her şeyi affetmiyorsun? Âşık kendisini yakacak cehennem ateşinin önünde önce bir süre ısınır, bilmiyor musun?
Büyükhanım’ın kıyameti Harşit kıyısında ve Ordu çıkışında kopmuştu; başkalarının kıyameti Çavuşlu’da, Görele’de, Tirebolu’da Ünye’de, Fatsa’da, sayılamayacak kadar çok yerde, her yerde. İnsanın kıyameti de kendisiyle birlikte yürüyordu demek ki. Ne çok acı vardı bu dünyada ve onlar dünyaya gelmeden önce de bu böyleydi, gittikten sonra da değişmeyecekti.