“Beklemeye devam ediyoruz. Bir kadın geçiyor. Elimizi uzatıyoruz. “Zavallı çocuklar. Size “verebileceğim bir şey yok.” Saçlarımızı okşuyor. “Teşekkür ederiz.” Bir başka kadın iki elma veriyor, bir diğeri bisküvi. Bir kadın geçiyor. Avuç açıyoruz, duruyor: “Dilenmeye utanmıyor musunuz? Evime gelin, size göre ufak tefek işler var. Odun kesmek, toprağı küremek gibi. Bu işleri yapmaya gücünüz yeter. İyi çalışırsanız size çorba ve ekmek veririm.” “Sizin için çalışmak istemiyoruz, hanımefendi. Ne çorbanızı içmek ne ekmeğinizi yemek istiyoruz. Aç değiliz.” “Öyleyse neden dileniyorsunuz?” “Nasıl bir şey olduğunu anlamak için, bir de insanların tepkisini gözlemliyoruz.” “Pis serseriler! Üstelik ukalalar da!” diye bağırarak uzaklaşıyor. Eve dönerken, bisküvileri, çikolatayı, elmaları ve parayı yolun kenarındaki uzun çalılıkların arasına atıyoruz. Saçlarımızdaki okşayışı atmak mümkün değil.”