Milyonlarcası gibi ben de, doğduğumda her şey olabilme olasılığına sahiptim. Ben de çevrem ve kalıtımın kaçınılmazlıkları tarafından güdük bırakılmış, kısıtlanmış olarak, eğilip büküldüm. Ben de birlikte yaşayacağım bir dizi inanç ve ölçüt bulacağım, ancak bunları bulmanın vereceği o asıl memnuniyet, sığ ve iki boyutlu bir yaşamla - bir değerler bütünüyle nihayete ulaştığım gerçeğiyle bozulacak. Bu yalnızlıkta yarın öbür gün derslere, sınavlara çalışma mecburiyetine daldığında bulanıklaşacak, azalacak, şüphesiz. Ama şimdi, o sahte azim söz konusu değil ve ben geçici bir boşluğun içinde dönüp duruyorum. Evde dinlendim ve gezip tozdum, burada, çalıştığım yerde, bu rutin bir süreliğine kesintiye uğradı ve ben kayboldum. Şu anda dünya üzerinde benden başka yaşayan hiçbir varlık yok. Çıkıp şu koridorlarda dolaşsam, boş odalar dört bir yanda benimle alay edercesine esneyip duracaklar. Tanrım, bütün uyuşturucu ilaçlara rağmen, amaçsız “partiler” in allı pullu, kulak tırmalayıcı neşesini rağmen, hepimizin takındığı o sahte gülümsemeli yüzlere rağmen hayat, yalnızlık demek. Ve nihayet ruhunu açabileceğini hissettiğin birini bulduğunda, ağzından çıkan sözleri duyunca şaşkınlıkla kalakalıyorsun - içindeki o küçük, sıkış tepiş karanlıkta kapalı kalmaktan öyle körelmiş, öyle çirkin, öyle anlamsız ve güçsüzler ki. Evet, neşe, tatmin ve arkadaşlık var - ama dehşet verici bir farkındalık içindeki ruhun yalnızlığı da bir o kadar korkunç ve yıkıcı.