''Kendini bil!'' Der Sokrates...
Uzun ve dar bir yoldur gittiğimiz… Nereye çıktığını bile bilmeden öylece yürürüz. Yoruluruz ama sonunda deniz ve bir parça güneş görme umudumuz vardır. Görür müyüz? Bilinmez… Cevabını bile bilmediğimiz birçok acabalarla yürür gideriz bu yolda…''...ben ölmeye, sizler de yaşamlarınızı sürdürmeye gidiyorsunuz. Hangisinin daha iyi olduğunu sadece Tanrı bilebilir.'' der Sokrates savunmasını tamamlayıp, ölüm fermanının verilmesinin ardından… Söyleyebilir miyiz gerçekten hangisi daha iyi? Biliyorum… Cevap yok…
Bazı kitaplar sizi derinden etkiler ‘’Sokrates’in Savunması’’ da onlardan biri olmuştu benim için. Bu kitabı okumadan önce Sokrates ile ilgili geniş çaplı bir araştırma yaptım ki, daha iyi anlayabileyim. Peki, kimdir bu Sokrates dediğimiz ‘dahi’ adam? Amacı nedir? Hemen açıklayayım; ahlak felsefesinin kurucusu olan, erdemli, bilgiye, bilime gönül vermiş ve tüm bildiklerini çevresindekilere aktarmaya çalışmış, halkın da ahlakça olgunlaşması için tüm yaşamını adamış bir filozoftur. Hem de her ne pahasına olursa olsun, bunu karşılık beklemeden yapıyor. Özellikle gençler ve çevresindeki herkes tarafından çok sevilen, saygı gören Sokrates şölen ve gurup buluşmalarına mutlaka davet ediliyor. Bunu Platon’un ‘Şölen-Dostluk’ kitabında da ayrıntılı olarak görebiliriz. Ona göre ahlak görüşü iki düşünceden ibaret olup, erdem ve bilgi özdeştir. Bilgi edinen kişi eylemlerinde iyiye yönelecek, iyi bir yaşam sürecektir ve bu sayede de mutluluğa erecek, iç huzurunu yakalayacaktır.
Sokrates, bir grup Atinalı tarafından(başta Meletos) şehrin tanrılarına inanmayışı ve gençlerin ahlakını bozması gerekçesiyle suçlanır. Suçlayan kişiler de onun aslında masum olduğunu bilirler ama suçlamalarından da geri kalmazlar. Çünkü Sokrates’in düşünceleri onların