Bakmamak, bilmemek ya da beklememek, hissetmemek ama sadece kim olduğunun bilinciyle kalmak, tamamen bilincini yitirmekten sonraki en güzel şeydi. Ben o an iç dünyamda ne ayakta duruyordum ne oturuyordum ne de uzanıyordum, boşlukta asılı kalmıştım.
Gözlerinin içine baktım, oradaki merhametsiz ve mesafeli saflığı hissettim. O kendi kendine yetiyordu. Hiç kimse onu rahatsız etmemişti. Ona çaresizce yalvarsam, içimden çıkan kor ateşle elimi uzatacak olsam, sadece elimi ve beni inceleyecek, ne istediğimi merak ederek bekleyecekti; başka ne yapabilirdi ki?