Beni değiştiren bir kitap oldu Animal Triste. Bu kadar az sayfaya sonsuz bir zaman aralığı sığdıran bir yazar Monika Maron. Kitaptaki her kelime, her cümle, kendisi dışında yaşamdan çok fazla şey taşıyor.
Bir aşk romanı olarak bahsediliyor Animal Triste’den. Aslında evet, iki insanın karşılaşmalarından anlatıcının öyküyü anlatmasına kadar geçen zamana yayılan bir aşk hikayesi. Fakat o kadar çok şeyi barındırıyor ki bu hikaye: iki insanın geçmişi, anneleri, babaları, savaş zamanı, Berlin duvarının varlığı ve yıkılması, arkadaşlık, ölüm, yaşlılık, gençlik, tutku, nefret, pişmanlık, güç, politika, cinsellik, insanın var olma amacı ve daha neler neler...
Şöyle başlıyor roman:
“Gençliğimde, genç insanların çoğu gibi ben de genç ölmem gerektiğine inanmıştım. İçimde öyle çok gençlik, öyle çok başlangıç vardı ki, ancak şiddetli ve güzel bir son düşünülebilirdi; ben yavaş yavaş ölüp gitmek için yaratılmış değildim, çok iyi biliyorum bunu. Şimdi yüz yaşındaym ama hala yaşıyorum. Belki daha doksanımdayımdır, tam olarak bilemiyorum...”
Anlatıcı sevgilisi Franz ile tanışması ve onun evinden gittiği gece arasını hatırlamaya çalıştıkça, hafızasındaki parçaları birleştirdikçe döneme, ülkeye, topluma dair bir çok bilgiyi de beraberinde getiriyor. Anılar o kadar karmaşık ve bulanık ki onun için, kimi zaman hatırladığı şeyi yaşadığını mı yoksa sadece yaşamayı istediğini mi bile bilmiyor.
“Mümkün olanı gerçekleşmiş olandan ayırmak zor geliyor bana. Yıllar boyunca mümkün olan her şeyi gerçekleşmiş olan her şeyle karıştırdım ve birleştirdim, düşünülmüş olanı söylenmiş olanla, gelecektekini hiç unutulmamış olanla, Umut edilmiş olanı korkulmuş olanla, ama yine hep aynı hikaye kaldı geride. Son çok açıktır ve her şeyi belirler, son düzeltilemez. Bu yüzden unuttum onu.”
Monika Maron’un