ZB

Puan vermedi·372 syf.··
2023 1. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2023 12:58
Liseyi bitirdikten sonra elimden geldiğince roman ya da hikâye tarzında kurgu yazıları okumamaya çalışan bir okur olarak belki de son zamanlarda okuduğum en özgün tarzdaki eserlerden biri olarak niteleyebileceğim bir kitap. İçerikle ilgili söyleyebileceğim pek bir şey olmayacak sanırım ama eserin adı geçtiğinde içimde bir kıpırdanma hissedebildiğimi çok net ifade edebilirim. Yazı dilim çok fazla öznelliğe varmadan kısa bir yerde bitireceğim çok inceleme de yapmış olmayacağım sanırım ama kitap, kitaptı ya! Nasıl bitti, ne, nerede, nasıldı en son hiçbir fikrim yok ama uzun bir süreden sonra bende ilk defa bu kadar farklı hissettiren bir eser ile karşılaştım, yazardan başka kitapları da en kısa sürede edinip okumaya çalışacağım.
1000k
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·104 syf.··
2020 15. kitabı
Arendt’in Vietnam Savaşı’nın olduğu bir dönemde ve 68 kuşağı gençliğinin üniversitelerde bir şeyleri değiştirmek adına yaptıkları eylemleri baz alarak kaleme aldığı bu yapıtı, devlet ya da iktidarın son yıllarda özellikle Türkiye’de bağdaştırıldığında günümüzde okunmaya değer politik bir kitap. Devlet/ iktidar şiddeti kullandığı sürece mutlak olarak üstünlüğü ele geçirir. Ancak, bu iktidarın yapısı bozulmadığı sürece mümkündür. Yani emirlere itaat edildikçe üstünlük devamlılığını koruyacaktır. Arendt’e göre; iktidar, kuvvet, otorite ve şiddet aynı işlevi gördüğü için kimi zaman bu kavramlar aynı anlamdaymış gibi birbirinin yerine kullanılır. Arendt bu kavramları tek tek açıkladıktan sonra aslında şiddet ve iktidarın tezat iki şey olduğunu ortaya koyar. İktidara gelebilmen bir kitle tarafından desteklenmen ile mümkündür ancak halktan gelen destek son bulduğunda iktidar yitirilir. Herkesin özgür bir şekilde fikirlerini dile getirebildiği, insanların fikirleriyle var olabildikleri ve cezanın da ancak şiddetvari eylemlerin sonucunda uygulanabileceği bir kamusal alanın varlığından bahseder. Tüm farklılıklara rağmen tam bir eşitlik hakimdir. Eşitliğin sağlanması nezaket ile olur. Kamusal alan sayesinde gerçek manada bir insan olunabilir. Bu alan ile birlikte ortak fikirler daha şiddetle bir ortamda savunulma olanağı bulacaktır. Yine bu alan sayesinde siyasal partiler ortaya çıkabileceklerdir. Peki şiddet kamusal alanda uygulandığı takdirde ne kadar meşrûdur? Şiddetin sınırları var mıdır? Hannah Arendt şiddeti savunmaz. Ona göre şiddet asla meşrûlaştırılamaz ve övgü malzemesi haline getirilemez. Ancak hangi durum ve şartlarda zorunlu olarak uygulanabileceği belirlenmelidir. Şiddet
Felsefe
Şiddet ÜzerineHannah Arendt · İletişim · 2014233 okunma
Puan vermedi·147 syf.··
2020 9. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2020 16:18
Foucault, hakikati söylemenin/ bilmenin, hakikati dile getirenlerin tespit edilmesi ve bunların hangi ayırt edici özelliklere göre belirleneceğini bilmenin bireysel ve sosyal açıdan ne derece önemli olduğunu karşılaştırıcı bir üslup ile ortaya koymaya çalışmıştır. Düşünce tarihi kavramına vurgu yapan Foucault, bu kavramı ideolojilerle kıyaslayarak gerçeğin ve hakikatin aslında ne olduğunu açıklamaya çalışıyor. Foucault hakikati söylemek üzerine verdiği bu derslerde bir problemi ele almaktan ziyade, problemin sorunsallaştırılması üzerinde durur. Ona göre bir şeyin sorun olarak görülüp görülmediği ile ilgili yaşanan süreçte ikilemler, sorunsallaştırmayı ortaya çıkarır. Parrhesia, bir sorunsallaştırma kavramı olarak karşımıza çıkar ve Türkçe’ye “doğruyu söylemek” şeklinde çevirisi yapılmıştır. Ancak bu çok doğru ve yeterli bir karşılık olmaz ya da bu kadar kolay olsaydı kavramları tanımlamak sayfalarca yazıp çizmeye ihtiyaç duyulmazdı. Zannımca bir diğer anlamı “aklından geçeni söyleme” olan, günümüze daha çok yakışan bir tanımlamadır. Ancak bu kimi zaman da boşboğazlığa kaçabilir ki bu da Parrhesia’nın istenmeyen bir durumudur. Foucault çoğunluğun hemfikir olduğu hiçbir noktaya şüphe olmaksızın yaklaşmamıştır. Kim bilir hakikat belki de sadece azınlığındır. Peki aslında doğru olan şeyler mi söylenir yoksa doğru olduğuna inanılan şeyler mi dile getirilir? Foucault’a göre, doğru olan şey söylenir. Çünkü o şeyin gerçekte olmasından kaynaklı olarak o şeyin doğru olduğu bilinir. Yani inanç ve hakikat arasında bir örtüşme vardır. Tehlikeye rağmen söylem, Parrhesiasteslik’tir. Risk alabildiğinde ya da riske rağmen söylem geliştirdiğinde doğruyu söylemiş olursun. Bir kral
Felsefe
Doğruyu SöylemekMichel Foucault · Ayrıntı Yayınları · 2019529 okunma