Ayfer Tunç, bizi dört kuşak kadının birbirine miras bıraktığı o karanlık labirente hapsediyor. Ama bu sadece bir "kadın" hikayesi değil; Türk edebiyatının o "rafine narsist" erkek tipolojisinin en ağır otopsisi.
Karakterlerin Psikolojik Enkazı
Esme Zincirin akli melekelerini yitirmiş ilk halkası.
Hatice Şehbal (Anneanne) Narsisizmin ve bencilliğin temsilcisi.
Ayhan (Anne) Gündüz disiplinli bir öğretmen, gece ise bastırdığı her şeyi uyurgezerken kusan bir trajedi.
Şehnaz Zincirin son halkası. Daddy issue ve kaygılı bağlanma sarmalında, kontrolden çıkmış bir hipergaminin kurbanı.
E. Bey Bir "Entelektüel" Vampir
Şehnaz’ın 30 yılını çalan üniversite hocası E. Bey, aslında tanıdık bir figür: Masumiyet Müzesi’nin Kemal’inin akademik kılıf giymiş hali. Tıpkı Kemal gibi, E. Bey de kadını değil; kadının ona duyduğu o hayranlığı seviyor.
Kurulu düzeninden (Eyşan) asla vazgeçmez ama Şehnaz’ı da bir "entelektüel aksesuar" gibi dondurup hayatını bir müzeye çevirir.
Şehnaz’ın otoriteye olan açlığını akademik kibriyle sömüren, "modern" görünümlü ama ilkel bir narsist.
Maalesef ama maalesef Şehnaz'ın yaşadığı, bir aşk hikayesi değil; kuşaklar arası travmanın onu ittiği bir bağımlılık süreci. Annesinin "uyurgezerliği" neyse, Şehnaz’ın E. Bey’in gölgesinde geçirdiği o 30 yıl da odur: Gözü açık bir uyku hali.
"Annemin Uyurgezer Geceleri", bizi rahatlatmaya değil, bastırdığımız ne varsa mutfak masasına sermeye niyetli. Bir kadının, annesinin kaderini farklı isimler ve "narsist erkeklerle" nasıl yeniden inşa ettiğini görmek sarsıcı.
Sizce E. Bey gibi rafine narsistler mi daha tehlikeli, yoksa Kemal gibi melankolik olanlar mı?
"Yine bir kitap biter, maskeler düşer, sis dağılır; herkesin baktığı o yerde, kimsenin görmediğiyle baş başa kaldım..."