Dizlerimin üstüne çöküp sudaki aksime bakıyorum. Bu yüz, benim yüzüm. Bu gözler, benim gözlerim. Ellerim, benim
ellerim... Hep kendim kalacağımı idrak ediyorum o zaman. Tanrım, bu nasıl bir lanet? Derimi yırtmak, gözlerimi oymak,
dişlerimi sökmek bir işe yaramaz. Kendime mahkûmum. Ağlasam, gözyaşlarım benim gözyaşlarım. Ben cehennemde
değilim, cehennem benim içimde.
Derken biri başımı okşuyor. Bu, bir kadının dokunuşu. "Ah küçüğüm, neden böyle üzgünsün?" diye soruyor kadın.
Başımı kaldırıp bakıyorum ona. Adalet. Nihayet geldin demek. Ne kadar güzelsin Adalet. Keşke, hiç değilse bir
saniyeliğine bilebilseydim nasıl bir şeydir sen olmak. Bu müebbetlikten beni sen kurtaraydın. Gözünün kenarındaki
kırışık, saçındaki beyaz tel, bakışındaki elem olaydım.
"Şikâyet var onlardan" dedi Cemalettin bir vali kadar gururlu. Otoritenin kendileri dışında birileriyle uğraşmasından
haz duyuyordu sanırım. Ezilenlerin pedagojisine giriş.