ilkem

Herkesin omuzlarının üstünde bütün bir dünyanın yükünü taşıdığı bu boktan dünyada insanlara karşı fazla anlayışsız, hatta acımasızca davranıyordum
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Sana eğlenceli bir masal anlatayım öyleyse." "Hayır. Hüzünlü bir hikâye anlat bana." "Hüzünlü mü? Niye ki?" "Babacığım, " dedim. "Sen de biliyorsun, vakit mutlu hikâyeler için çok geç."
Tabii ben çocuk düşünmüyordum, o ayrı. Dünyayı küçük replikalarımla dolduracağımı hayal etmek bile korkunçtu.
Dizlerimin üstüne çöküp sudaki aksime bakıyorum. Bu yüz, benim yüzüm. Bu gözler, benim gözlerim. Ellerim, benim ellerim... Hep kendim kalacağımı idrak ediyorum o zaman. Tanrım, bu nasıl bir lanet? Derimi yırtmak, gözlerimi oymak, dişlerimi sökmek bir işe yaramaz. Kendime mahkûmum. Ağlasam, gözyaşlarım benim gözyaşlarım. Ben cehennemde değilim, cehennem benim içimde. Derken biri başımı okşuyor. Bu, bir kadının dokunuşu. "Ah küçüğüm, neden böyle üzgünsün?" diye soruyor kadın. Başımı kaldırıp bakıyorum ona. Adalet. Nihayet geldin demek. Ne kadar güzelsin Adalet. Keşke, hiç değilse bir saniyeliğine bilebilseydim nasıl bir şeydir sen olmak. Bu müebbetlikten beni sen kurtaraydın. Gözünün kenarındaki kırışık, saçındaki beyaz tel, bakışındaki elem olaydım.
"Şikâyet var onlardan" dedi Cemalettin bir vali kadar gururlu. Otoritenin kendileri dışında birileriyle uğraşmasından haz duyuyordu sanırım. Ezilenlerin pedagojisine giriş.