Tarihe, hatta günümüze baktığınızda büyük felaketler karşısında hazırlıklı olmayan toplumlarda insanlık onurunun zedelendiğini görüyoruz. Kitapta 1918 yılında yaşanan İspanyol gribi salgınıyla Amerika'da yaşananları ele alıyor. Yaşadıklarımızdan biliyoruz ki, ilk çözüm karantina. İnsanlar evlerine kapanıyor. Kimi ailecek hayatını kaybediyor, günler sonra evde ölüleri bulunuyor. Kimi de kaybeden aile ferdini çarşafa sarıp kapıya bırakıyor. Ve görevliler büyük arabalarla gelip, kapılardan bu cenazeleri topluyorlar. Bu kısımları okumak çok üzücüydü. Fakat yazarın anlatımının şöyle güzel bir tarafı var ki, böyle hüzünlü konuları işlemesine rağmen okuru yormuyor ve depresif bir havaya sokmuyor.
Kitapta tüm bu salgın dönemi ve sonrası, Pia adlı 13 yaşındaki küçük kızın yaşamı üzerinden anlatılıyor. Annesi virüse yakalanıp vefat ediyor. 4 aylık olan ikiz kardeşleriyle yapayalnız kalıyor. Annesinin öldüğünü de kimseye söyleyemiyor. Birkaç gün evde olan yiyeceklerle kardeşlerini beslemeye çalışıyor. Ama hiçbir şey kalmayınca, onları evde güvenli bir yere bırakıp yemek aramaya çıkıyor. Maalesef birçok şey ters gidiyor ve ayrı düşüyorlar. Kitabın sonuna kadar, kardeşleriyle kavuşabilecek mi, savaşta olan babası dönüp onları bulabilecek mi diye merakla okuyoruz.
Kitapta, göçmenler ve salgında kimsesiz kalan yüzlerce çocuğun başına gelebilecek olanlar da kurguya eklenmiş. Çok yönlü ele alınan çok güzel bir kurgu. İki günde elimden bırakamadan okudum kitabı. Yazarın anlatımı ve hikayeyi hüzün kadar umutla da beslemesi çok iyiydi. Bu dünyada iyi insanlar da var ve anlayış, paylaşım, sevgi, devam etmeyi kolaylaştırıyor.