İlker Balkan

İlker Balkan

6.0/10
2 Kişi
·
4
Okunma
·
0
Beğeni
·
375
Gösterim
Adı:
İlker Balkan
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul,Türkiye, 1983
İlker Balkan, 1983 yılında İstanbul' da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini yine İstanbul ' da tamamlamıştır.
İnanmak bir bilme yöntemi değildir ve çoğunlukla inandıklarımız, gerçeğin kendisinden çok uzaktır.
Medyanın, çok satan safsata kitapların, yarışma programlarının, bu kadar şiddetli bir şekilde yaşamımıza nüfuz eden rekabetin, paraya dayalı değer ölçme sisteminin, bilgi gibi, adalet gibi, bilim gibi karşılığı maddi bir ölçeğe indirgenemeyecek değerlerin de bir ölçme ve değerlendirme birimi haline gelmesi; daha da kötüsü paranın bizatihi sahibi tarafından bilgi, adalet, bilim, sanat gibi değerlerin ikamesi olarak kullanılmaya çalışılması, hatta paranın tüm bu kavramsal değerleri satın alabildiğine duyulan güçlü inancın giderek genele yayılması, bu okumuş cahillerin yıllardan beri tüm toplumlara dayatmaya çalıştığı bir yeni değer inancıdır. Elbette bu da bir inanç yönetimidir ve etkileri itibariyle bakıldığında bugün gerçekten de başarılı olmuş bir yönetimdir.
İnanmak için inanmanın gerekli kılındığı, postmodernizmin tüketim kültürü ile medya masallarının çağı biçimlendirdiği ve içinde yaşayan insanı belli davranış kalıplarına zorladığı bir süreçten geçiyoruz.
Bildiklerimize sürekli yenileri eklenmekte. Çok şey bilen ancak ne bildiğini tam olarak anlamayan ve anlatamayan bir insan tipi çıkıyor ortaya yavaş yavaş. Hemen herkesin belli bir inancı var ve bu inanç çerçevesinde biçimlendirilmiş, idealize edilmiş yaşamları oluşturmaya, yaşamaya ve gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyorlar. Edimlerini düşünmeden, otomatikleşmiş, yapıntı eylemlere dönüştürürken sorgulamayı unutan beyinler yüzünden, birlikte yaşamın tüm süreçleri, öyle ya da böyle, neredeyse binlerce yıldır çözülemeyen sorunlarla halen el ele. Ne haksızlıkların önü alınabildi günümüzde ne de yepyeni ve idael yönetim biçimleri keşfedilebildi. Açlığın, sevgisizliğin, savaşların, sonu gelmeyen çekişme ve çatışmaların da önünü alamadı tüm bu bilgiler. Otomobiller belki yakında uçmaya başlayacak ancak biz her ne kadar ilerliyormuşuz gibi görünsek de yerimizde saymaya devam ediyoruz.
Binlerce yıldır, içinde ne yazdığını anlamaya ve birbirinden farklıymış gibi görünen kitapları çözümlemeye, yaşamını, çevresini, beklentilerini ve umutlarını, geleceği bu bilgilere göre biçimlendirerek yaşamaya çalışan yığınlar ne huzuru, ne de mutluluğu yakalayabildi henüz. Kutsal kitapların metinlerarası geçişme özelliklerini yirmibirinci yüzyılda bile tam olarak çözememiş toplumlar, dinin ortaya çıkışı ve dönüştürücü gücü üzerine pek fazla düşünmeden, bildiklerini sandıkları şeyleri uygulamaya devam ettiklerinde, büyücü olarak etiketlenen kadınları ya da uğursuzluk getirmesin diye kedileri yakan bir anlayışa sahip olan Orta Çağ'ın karanlığındaki insanlardan farksız bir biçimde yaşamaya devam edebiliyorlar.
Sadece 5 yıl önce, bugün bildiğimiz birçok şeyi henüz öğrenmemiştik; geçtiğimiz yüzyılın başında, bugün tek bir iğne ile yokedebildiğimiz hastalıklardan ölüyorduk ve bilimkurgu kitaplarında bile neredeyse hiç bahsedilmiyordu uzaya yolculuktan. Bırakın alt parçacıklarını filan daha atomun kendisini dahi görememiştik; dünyanın gerçek şekli hakkında akademik olarak bile şüphe duyanlar vardı çünkü henüz uzaydan çekilmiş bir fotoğrafı yoktu. 5.000 yıl önce henüz daha yazıyı yeni keşfediyorduk ve kurallı olarak dert anlatacak, sanat yapacak, bilim yapacak bir dilimiz olmadığı gibi, modern bilimi keşfetmemiz için de 4.600 yıl daha beklememiz gerekecekti. 50.000 yıl önce muhtemelen ancak yeni ayağa kalkmıştık ve birkaç ses dışında bir dilimiz olmadığı gibi, dünyada çok kısıtlı bir bölgede yaşıyorduk. Evrenin yaşı 13.6 milyar yıl, dünyanınki ise 4.5 milyar ve bizim gerçek anlamıyla bilimsel yolculuğumuz 5. yüzyılına yeni girdi. Bu kadar kısa zamanda bu kadar büyük bir ivme kazanan bir kümülatif zihin hareketinin, önümüzdeki 500 yılda, 5.000 yılda, 50.000 yılda neleri keşfedeceğini, nelerin üstesinden geleceğini, daha bilmediğimiz neleri ortaya atıp ispat edeceğini kestirmek imkansız.
Tanrısal güç, hükmettiği toplumdaki algıları ve toplumun ortak yaşamaktan kaynaklanan sorunlarını yönetmek konusunda genel geçer hipotezler geliştirmeye ve başarılı olanlarını birer ilahî kural olarak topluma dayatmaya gayret etmiştir. Toplumun sorunlarına, örneğin miras paylaşımına, kimlerin savaşa asker olarak katılacağına, toplumsal üremeyi garanti altına alacak bir evlilik düzeni geliştirilmesine, ölüleri nasıl ortadan kaldıracaklarına, nasıl yas tutacaklarına, iktidarı nasıl kutsayacaklarına, toplumsal umut düzeyini nasıl geliştireceklerine, kayıplar karşısında nasıl avunacaklarına, ortak yaşamanın hem sosyal hem de ekonomik maliyetini nasıl üleşeceklerine ilişkin çok geniş bir alanda ve birbirinden çok farklı çözüm hipotezlerinin dinsel buyruklar olarak ortaya atıldığında kabul edilebildiğini, benimsendiğini ve iyi kötü bir uygulama karşılığı bulduğunu görüyoruz.
İnancın toplumu şekillendirici etkisi karşısında durmadan yeni inanç ögeleri pompalayan inanca dayalı gruplar, kutuplar, klanlar yaratan bir sosyal mühendislik geliştirmek de antik dönemde tanrı kavramını geliştirmek kadar sıra dışı ama kaçınılmaz bir atılımdır. Toplumun güdülmesi bakımından bir örnek haline getirilmeye çalışılan fertlerin, bireysel özelliklerinin de inançların altında birbirine benzemekten ziyade yokolmaya gittiğini gözlemlemekteyiz. Özgür düşüncedeki atılımın, Avrupa'da bugün mimaride, resimde, heykelde, müzikte, edebiyatta, felsefede klasik olarak adlandırabileceğimiz eserlerde bir patlama yaratması; yanında bilimin bizatihi kendisinin ortaya çıkması, bireysel çabaların ne denli özgürlük bağımlısı olduğunu kanıtlar niteliktedir. Totaliter cemiyetlerin sanatta, bilimde, felsefede ve diğer tüm alanlarda kara bir örtünün altına sızan azıcık ışıkla yetinmeye mecbur kalmaları da tam olarak kendilerini bir arada tutmak ve kitleyi yönetmekle ilgili geliştirdikleri inanç yönlendirmeli totaliter mühendisliğin, yani kurumsal ve kuramsal anlamda kendilerinin bir sonucudur.
Ayyuka
"Eksik yara ki tam ölmeyesin"
Eski mısır atasözü.
Çiçekler tanrısı
Hamdi koç ın romanı
Taşıyan
İstanbul da semt adı
İnancın toplum mühendisliğindeki yaygın etkisini, toplumun makineleşen düzeniyle birlikte düşünmek, gerçeğe ulaşmak bakımından oldukça faydalı olur. Bugün toplumda orta direk denilen orta gelir düzeyli insanların yaşamlarının ne kadar homojen olduğu şaşırtıcıdır. Haftalık çalışma rutini, haftasonu AVM etkinliği ve pazar sabahı miskinliğinden oluşan bir planın yıllarca sekteye bile uğramadan devam etmesinin yarattığı motor alışkanlıkların kolay kolay terk edilemeyen bir yaşama yöntemi inancına dönüşmesi -aslında evrilmesi daha doğru bir sözcüktür- bireylerin tek tek ve toplamda da toplumsal düzeyde entelektüel gereksinimlerinin azalmasına, hatta yokolmasına neden olmaktadır. Entelektüel gereksinimler sanatla, sporla, edebiyatla, felsefeyle, bilimle ilgilenmeyi gerekli ve çekici kılar; hepsi yaşamın bizatihi kendisini ve bireyin yaşam içindeki varlık sorununu anlamlandırmayı ve doğru bir yaşam kalitesi konumlandırmayı sağlar. Sığ bir entelektüel gereksinim düzeyi aynı düzeyde sığ ve anlamsız, motor etkinlikler içinde kaybolmuş bir yaşam ortaya koyar. Sanatın, bilimin, felsefenin, sporun, sinemanın ve daha sayamadığımız pek çok sanatsal, sosyal ve kültürel etkinliğin hem ortaya çıkış nedeni hem de şimdiye kadar varoluş sebepleri entelektüel dünyaya yatırım yaparak yaşamı daha kaliteli hale getirmekti.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
İlker Balkan
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul,Türkiye, 1983
İlker Balkan, 1983 yılında İstanbul' da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini yine İstanbul ' da tamamlamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 6 okur okuyacak.