O zamanlar ölümün, kör bir hırsın amacı, aşk benzeri bir açlık olabileceğini bilmiyordum. Hançerimi kınından çekmeden önce, bir kez daha düşünebilmek için onu kayışıma dolayacağım geceler olabileceğini öngörmemiştim. Var olmanın verdiği tiksintiye boşluğa, kısırlığa, yorgunluğa karşı sürdürülen ve sonunda ölüm isteğine varan bu savaşın gizini yalnız Arrianos sezebilmişti. Bundan kurtulmanın yolu yok; o eski ateş beni kaç kez yere serdi; hasta bir adamın yakınlaşan titreme nöbetini hissettiği an ki ürpermelerini andıran ürpermelere tutuluyordum.
Her birey, akıllı ya da deli, bir ölçüde kendi yaptığı -yani bireysel olan- fakat insan tarihi ve dilinin ortak durumunda yaptığı bir anlam matriksinde yaşar. Bu nedenle dil bu kadar önemlidir: İçinde anlam matriksimizi bulduğumuz ve biçimlendirdiğimiz, diğer insanlarla paylaştığımız ortamdır. Binsvvanger “dil her insanın ruhsal köküdür” der.
...
Arkadaşlık ve aşk kendimizinkini teslim etmeden, ötekinin anlam matriksine katılmamızı gerektirir. İnsan bilinci bu yolla anlar, büyür, değişir, netleşir ve anlamlılaşır.