Apaydınlık bir günde odaya girip dalgınlıkla anahtarı çevirir de lambayı açarsanız, sanki lamba hiç açılmamış gibi olur ya; işte öyle gülünç, zavallı, gereksiz...
Bana gelince, ben herkesle aynı adımı atıyorsam da herkesten ayrıydım. Sanki üzerinden eski devirlerin demirden treni geçmiş bir köprü gibiydim, yaşadığım sarsıntıdan dolayı hala titriyordum. Kendimi duyuyordum. Oysa ancak iltihaplı bir göz, kesilmiş bir parmak, ağrıyan bir diş kendini duyar, kendi bireyselliğinin bilincine varır; sağlıklı bir göz, parmak, diş ise hiç yok gibidir. Açık değil mi, birey bilinci yalnızca ve yalnızca bir hastalıktır.
Bütün bu düşünceler ne ölecek ne yok olup gidecek, yalnızca gün ışığıyla örtülecek; tıpkı görünen nesnelerin geceleri ölmemesi, gecenin karanlığıyla örtülmesi gibi.
Oysa bir dehşet disiplininde ustalaşmış kişi, kendi kokuşmuşluğu üzerine düşünerek kendini kararlılıkla kül haline getirmiş kişi, ölümün geçmişine doğru bakacaktır - kendisi de artık yaşayamayan bir dirilmişten başka bir şey olmayacaktır. Yöntemi onu hem hayattan hem ölümden kurtarmış olacaktır.
Belirsizliğe bürünmüş bir şekildi, gerçek niteliğini yalnızca arada bir yakaladığınız bir hareketini ve bir bakışını bir araya getirip tahmin edebilirdiniz ki, ancak hiç gözünü ayırmadan seven bir şefkat böylesine sabırlı ve sürekli ilgi gösterme zahmetine katlanabilir.