“Bütün bunları seninki de dert mi demek için dinletmedim” diye devam etti Ses. “ Çünkü evet, seninki de dert. Canın nereden yanıyorsa, kıyametin orada kopuyor.”
Yaşıyorsak, acı hep olacak. Ama altında ezilmemeyi öğrenebilir insan. Acısında kaybolmadığı günler dileyebilir gelecekten. Yani kimisi mesela, mutlu olmak için özel bir sebep de aramaz. Mutsuz olmadığını fark etmek yeter mutlu hissetmesine.
Böyle olurmuş. Beyin bazen ancak belli bir süre için erteleyebilirmiş acıyı. Sonra, gizlendiği yerde bekleyen hatıra, bir yolunu bulunca dışarı çıkarmış yine. Sahibine dünyayı dar, hayatı zindan etmeye.
Başlangıçta öyle görünmese de birinin yokluğuna alışmak, varlığını benimsemekten kolaydı. Kimsenin yokluğu, varlığı kadar yaralayamazdı insanı. Yok vardan az acıtırdı.
Yan yana oturuyor fakat konuşmuyorduk. Çok şey söylemek istiyordum aslında ama çok şey söylemek gelince içinden, susmalıydı insan. Birine çok şey söylemek istemek, o birini haddinden fazla önemsemekti çünkü. Böyle aşırı önemseyen, kaybetmemek için ne yapacağını bilemezdi. Hata üstüne hata yapardı o yüzden ve sonunda muhakkak kaybederdi. Çok korkuyordum kaybetmekten. Susacak kadar çok.