Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma... boş yere mağaramdan çıkarma beni, alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme, boşuna tedirgin etme beni, bu sefer geride bir şey bırakmadım, tasımı tarağımı topladım geldim, neyim var neyim yoksa ortaya döktüm, beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim..." (s.473)
diyerek sevmişti Günseli'yi Selim, ama kendisi tutunamamıştı hayata...
Ölüm gibi, tatsız ve bir türlü söylenemeyen bir kelime havada dolaşıyor ve onların diledikleri gibi yaşamalarını engelliyordu. Günlük konuşmalarda rahatça söylenilen ve anlamı bilinmeyen bu kelimenin kullanılamaması bile durumu değiştiriyordu. Tam bu acı kelime dillerinin ucuna geldiği sırada kendilerini tutmaları, kelimeyi söylemekten de kötü bir etki yapıyordu. Konuşunmaktan korkuluyordu; sanki, en basit bir söz bile sonunda, söylenmesi yasak o kelimeye gelip dayanacaktı.
Artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. Bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini…
“Mürekkep de biraz solarsa, tam bir eski eser olacak: Yazılmış, çizilmiş, düzeltilmiş, yaşanmış, Istırap çekilmiş, satırların içinde nefes alınmış. Hayatın eskittiği bir eser. “