"Niçin yaşıyorum?Niçin arzuluyorum?Niçin çalışıyorum? "Ya da şöyle dile getirilebilir bu soru:"Hayatımda kaçınılmaz olan ölümümle yok olmayacak bir anlam var mıdır?
"Şunu bil ki,Roma valisi ,dünyanın sonu benden değil ,doğal afetlerden değil, insanların birbirlerine düşmanlığından gelecek.Egemenliğin ve hükmetmenin coşkusuyla öylesine yücelttiğiniz o düşmanlıklardan ve zaferlerden..."
"Kendi kralınız zenginleşsin diye diğer kralı ezin,dizlerinin üstüne çökertin,halkıyla birlikte köleleştirin ve toprağını elinden alın ama işte bu hayatın tadı tuzu ,çok eski zamanlardan beri var olmanın anlamı bu. Ve sen Nasıralı,sen tüm bunları kınamak istiyorsun,lanet ediyorsun,fakirleri ve güçsüzleri yüceltiyorsun,her yerde iyilik istiyorsun ama tıpkı etimizin tuzsuz olamayacağı gibi insanında savaşsız yaşayamayan bir canavar olduğunu unutuyorsun. "
Ne tapınaklardaki vaazlar,ne de göklerden gelen bir ses insanlara bir şey öğretebilir! Sürülerin çobanların peşinden gittikleri gibi insanlar da her zaman sezarları takip edecekler,güç ve nimetler önünde eğilerek,en acımasız ve en güçlü olduğu ortaya çıkan kişiyi onurlandıracaklar ve hem komutanları hem de birilerinin hükümdarlığı,diğerlerinin boyun eğmesi ve aşağılanması adına insanların kanlarının nehirler gibi aktığı savaşları övecekler.