Yeryüzünde bir minik değişiklik yapamamış, küçücük bir iz olsun bırakamamış biz sıradan insanlar, bedenimizle olmasa bile ismimizle ölümsüz olabilmeyi isteriz için için. Cok korkarız silinip gitmekten, unutulmaktan. Ne var ki pek az insan dünya döndükçe hatırlanma şerefine nail olabilir aramızda. Dürüst, faziletli bir insan olmak, hatırşinas evlatlar yetiştirmek, kimseyi incitmemek ya da hayatında hiç rüşvet almamış bir memur olarak son nefesini teslim etmek, bir adı ölümsüz kılmaya yetmez genellikle. Eğer suyun kaldırma kuvvetini keşfetmediyseniz, bir dünya savaşı başlatacak kadar korkunç biri değilseniz ya da fevkalade şiirler yazmamış, en güzel şarkıları söylememiş, mucizevi resimler yapmamışsanız, ne sebeple hatırlanacaksınız?
Nedendir bilinmez, insan sakatların yüzüne uzun süre bakamaz. Yalan, bilinir aslında nedeni. Kendi sağlamlığımızdan utandığımız için bakamayız. Oysa kör bir kadın bakışlarımızı göremez ki...
İddiasızca hayatımıza giren ve büyük laflar etmeden uzun zaman orada kalmayı becerebilenler, zaman içinde kalbimizin ve ruhumuzun en manzaralı dairelerine yerlesiyordu demek.
Arkadaşlık iki insanın birbirine günlük rapor vermesi, hayatlarının tüm ayrıntılarını paylaşması demek değildi. İki insanın birbirine iyi gelmesi yeterliydi bana kalırsa. Herkesin bir şeyler sakladığı, bir şeylerin arkasına gizlendiği şu hayatta, en iyisi ,bu tür sıkıntılara girmeyi gerektirmeyecek meselelerden bahsetmekle yetinmekti.