Seninle ilgili çok miktarda hatıra kuşatıyor etrafımı, fırtına öncesi çıkan bir sinek bulutu gibi. Gözlerime, kulaklarıma, burnuma giriyorlar, kurtulmaya çalışıyorum ama yapışıyorlar.
Bir parmağındaki yara bandını çıkarmak için debelenirken öbür parmağına yapıştıran komedi tiplemesi gibi hissediyorum kendimi ve bu durmadan oluyor, skeç çok uzun sürüyor.
Ölüyken canlıyken olduğundan çok daha yapışkansın.
Evi satmak isteyip istemediğimi bilmiyorum. Biraz senin eserin orası. Onu sürdürecek cesareti bulacak mıyım? Tatilimiz hüzünlü geçmedi, burası çok güzel.
Güzel şeyler asla büsbütün hüzünlü olmazlar. Beni "şeylerin güzelliği içinde" bıraktın, şairin dediği gibi. Ayakta kalmayı başarmalıyım.
İsteksizce, ancak, kayra olsun diye cana uzandım. Ağzımın içinde duydum, yatağımda, midemde. Sonra, tanrı, bir telaş içinde ‘şimdi o arada sen de burada duracaksınız çünkü zeki kuşlar uçmazlar’ dedi.