Aslında hepimiz birbirimiz gibiyiz. Yaşadığımız bu acımasız zaman ve zeminde herkes kendini nasıl hissediyorsa biz de öyle hissediyoruz. Yalnızız, çağı anlamaya çalışmaktan vazgeçtik, hayattan aşırı yorgunuz ve depresyonun kucağında oturuyoruz. 
2021 Nobel Edebiyat Ödüllü kitabımız insanın ait olma duygusunu, aile baskısını, yoksulluğu ve kaçıp yeni bir hayat kurma isteğini bu kadar gerçekçi anlatması ile öne çıkıyor.
Hasan, hayatının henüz başında olmasına rağmen yaşadığı hayal kırıklıkları ve çevresindeki baskılar yüzünden sanki bütün kaderi belirlenmiş gibi hissediyor. Onun içindeki kaçma arzusu aslında sadece fiziksel bir uzaklaşma değil; daha iyi bir hayat, daha temiz bir başlangıç arayışı. Bu yüzden karakteri bana çok gerçek ve dokunaklı geldi.
Hasan’ın hikâyesini okurken ona şunu söylemek isterdim: Hayatın daha yeni başlıyor ve şu an hissettiğin duygular kalıcı değil. İnsan büyüdükçe düşünceleri, korkuları ve umutları değişir. Bugün sonsuz gibi görünen acılar, yarın sadece bir hatıraya dönüşebilir. Belki de onun en çok ihtiyaç duyduğu şey, geleceğin bugünden ibaret olmadığını birinin ona hatırlatmasıydı.
Kitap genel olarak hüzünlü ve karamsar bir atmosfer taşısa da içinde sessiz bir umut barındırıyor. Bu yüzden bana göre bu roman sadece bir ayrılığın değil, aynı zamanda yeniden başlama cesaretinin de hikâyesi. Özellikle Hasan’ın karakteri, kitabın en unutulmaz yanı oldu.
#okudumbitti