• 1969 da Çanakkale de doğan Nehir Aydın Gökduman, 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü’nden mezun olup 1992 de mesleğini bırakıp yazmaya başladı. 1994’de ilk romanını yayımladı. Öyküleri birçok kez ödül aldı ve 2001 yılında ‘’Karanlıkta Biri Var’’ adlı eseri Akit Gazetesi tarafından tefrika edildi. Yayımlanan yedi romanı var ve şimdilerde çocuk kitapları yazmakla ilgileniyor.

    İlk baskısının 1996 da yayımlandığı bu kitap, 90’lı yılarda Cezayir’in çektiği acıları, girdiği savaşı ve askeri darbeyi konu almakta. Kitap ilk çıktığı dönemde yoğun bir ilgi görür fakat yine o dönemde bir öğretmenin öğrencisine okuması için verdiği bu kitap veliler tarafından polise şikayet edilir ve gündeme ‘’Ortaokulda cihat romanı’’ başlığı ile gazetelerde ve haberlerde yer alır ve sonuç olarak öğretmen görevden alınır.

    Kitap içeriğine gelecek olursak evet bu bir cihat romanı. Cezayir’de yapılan seçimler sonucu kazanan partinin kabul edilmemesi üzerine ülke birbirine girer ve askeri darbe yaşanır. Burada ana karakter Ömer adında bir mühendis aynı zamanda seçilen partinin üyesi ve bir tebliğcidir. Seçimden önce köy köy şehir şehir gezerek insanları hak yola çağırıp tebliğ yapan Ömer bu dava da yalnız değildir karısı, kızı, oğlu ve iş yerinde tanışıp oğlu gibi sevdiği Hasan da bu davada ona destek olur. Askerlerin gözü ise Ömer’in ve ailesinin üzerindedir çünkü hiç pes etmedi ve askerlere teslim olmadı insanları bilinçlendirip askeri darbeye karşı gelmelerini ve Cezayir’in bir İslam ülkesi olduğunu ve o partiyi halkın seçtiğini hatırlatıyordu. Ve elbette ki haksızlığa, zulme boyun eğmeyen halk çeşitli işkencelere maruz kalıyordu. Kısaca yazar Ömer ve ailesi üzerinden Cezayir’i anlattı.

    Kitabı beğendim ancak herkese hitap etmediğini düşünüyorum. O nedenle Mücahit ve Mücahide ruhlu okurlara tavsiye ederim. HAK YOL İSLAM DİYENLERE SELAM OLSUN ;)
  • Diyor ki Fethi Ağabey’im;
    “Sözü düğümleyip biz dahi diyelim ki, ‘gamlanma gönül gamlanma’, merhaba insanadır. Merhaba sahibinin kendine merhabasıdır.“
    Merhaba cânım insanlar.
    Kırk yıl söz orucu, yirmi beş yıl yazı orucu tutan bir dervişi kelimelere sığdırmak, anlatmak çok zor.
    Ama istiyorum ki, herkes tanısın. Yaşadığı yıllarda arka planda çok işler, çok yardımlar yapmış, söze getirmemiş, dile getirmemiş. Bir çok insanı yetiştirmiş, etkilemiş. Gönül kapılarını açmış. Uyandırmış, yaşatmış. Artık bilinmek vakti…
    Fethi Ağabey’i selâmlamasıyla tanıdım. Ne güzel selâmdı o… Derken Google’da kendisini gördüm. Sâfî bakışı içimi titretti. İçimde varolan, hep aradığım, o samimiyet, o huzur Fethi Ağabey’de vardı işte… Zirâ, ne acı ki bunları hiç kimsede göremedim bugüne kadar.
    Serdar Tuncer diyormuş ki, Fethi Ağabey ile bir miktar gönül bağı kurduğunuz an, sanki hala hayatta gibi sizi asla bırakmayacaktır. Tıpkı yaşarken yaptığı gibi… Güzel insanlar ölmüyor, beden ölüyor ama ruh ölmüyor cânım insanlar. Hala dokunuyorlar kalplere.
    Tez elden edindim kitabını. Okumam lazımdı, ihtiyacım vardı. Susamış gibiydim, kana kana okudum. Okudukça huzur buldum. Okudukça daha çok sevdim.

    “Kurda kuşa dost! Görünene görünmeyene dost! Her ân kendi raksı üzerine olan mâdde zannettiklerimize dost!” diyor Fethi Ağabey.
    Hangimiz koşulsuz şartsız, sâfî dostuz âleme, her bir zerreye? Fethi Ağabey dosttu. Gönlünü tasavvufun latîf şuuruyla yaşatıyordu, yaşıyordu. Gönlü dervişti. Yardım elini uzattığı kimseyi bırakmadı. Müslüman ne çok üzülür de, ne çok sevinir diyordu. Her daim hüzünlü ama umutluydu. Çünkü güzellik olduğu kadar da acı vardı. Lâkin bir sığınağımız vardı. Yaradan vardı. Sahiden de yaşamak buydu.
    “Ben insana inanırım. Anadolu insanını seviyorum ve onun yolunu yolum bellemişim. Beni masûm ve mazlûm halk, beni bu bâkir ve kıraç topraklar alâkadar ediyor.” diyordu.
    Kimseyi dışlamak yoktu onun anlayışında, bir çok solcu dostu da varmış, bunlar Gemuhluoğlu’nun cenazesine de gelmişler. Milletini tüm kesimleriyle kucaklayan bir insandı.
    İlk defa tanıştığı insana hiç âşık oldun mu diye soruyordu Fethi Ağabey… “Ben” diyordu “hayatta sevmemiş, gönül adamı olmamış insanı ne yapayım?” “Sevmeyen Allah’ı bulamaz.” , “Allah ona aşk versin, âşık olmak nasip etsin. Aşksız meşk olmaz.” diyordu. İnsanı yakan, göz yaşlarını döktüren aşktan bahsediyordu. Ne ki bu aşk ona Mevla’yı buldursun…

    Namaz kılan bir insana “Sen hiç namaz kıldın mı ?” diye soruyordu. “Ben beş vakit namaz kılarım” deyince, “evet sen beş vakit namaz kılıyorsun da, ama sen hiç namaz kıldın mı?” diye soruyordu. Buna pedogojik darbe diyorlar. Karşısındaki insanın halini bir düşünün. :)
    Bir gün elinde alkol şişesiyle üzerine gelen sarhoş, "söyle bakalım bunun içinde Allah var mı" diye soruyor, terslemiyor Fethi Ağabey, naîf, latîf, "kardeşim Allah’ı her nerde arıyorsan ordadır" diyor. Yanındakiler içten içe kızıyorlar ona. Ve sarhoş gittikten sonra, kimbilir ne derdi var da bu halde deyip hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Her yanı egodan uzak, dervişâne. Fikirlerini , gerektiği, doğru bulmadığı yerde açık açık söyleyecek cesarete sahip… Kızılacaksa kızıyordu… Susmuyordu...
    Gençlere elindeki parayı, kitaba,tiyatroya ayırın diyordu…

    Necip Fazıl; “Kendisine hiçbir tecelli zemini aramayan bir tevekkül zarfına bürülü, sessiz ve sedasız, ortada görünenlere su taşıyıcı, fikir sakası Fethi Gemuhluoğlu.” diyordu onun için. Daha muazzam anlatılamazdı herhalde…

    Ah neler yazardım daha, lâkin uzun oldu biliyorum.
    Fethi Ağabey’e selâm olsun. Ve okuyan sizlere selâm olsun.

    https://youtu.be/CmRkTRw2OIA
  • Öyle çok şey var ki,
    Şimdi burada anlatmak istemiyorum..
    Sen de ince sorularınla
    Beni incitmesen, iyi olur..

    Yağmurlu ve uzun bir yolu
    Düşe-kalka yürümeye çalıştık
    Ve inanılmayacak kadar duygusal
    Bir geçmişimiz oldu seninle..
    Üstelik biz bunu, bir ömür boyu
    Sürüp gider sanmıştık..

    Beni tutma, böyle sahnelere gelemem.
    Beni tutma, çok kötü yanılırsın.
    Yıllardır öyle biriktim ve öyle gerildim ki
    Şimdi topyekün boşalırım,
    Toz olur dağılırsın..

    Sen benim en ince telimden
    Türkümü çaldın.
    Sen benim en ücra duygularımı
    Talan ederek beslendin.

    Her şeyin merkezi sendin,
    Her şey senin etrafında dönerdi.
    Bar köşelerinde tükenip
    Kaldırımlarda sınarken kendimi,
    Gelip sana sığınırdım,
    Umutlarım bir kez daha gümlerdi..

    Beni tutma, şantajlara boyun eğmem.
    Beni tutma, hırsımdan çatlarım.
    Yıllardır öyle sabrettim ve öyle doldum ki
    Şimdi yanardağlar gibi
    Birdenbire patlarım..

    Bir yavru serçe, hayata alışır gibi
    Ağzım açık bağlandım sana.
    Bir topal karınca, yuvasına yaklaşır gibi
    Titredim, heyecanlandım sana.

    Bu akşam, çekip gitmek adına
    Bütün ömrümü ve seni sildim.
    Bir tuhaf senaryoydu ve bu senaryoda,
    Zavallı bir figürandım sadece.
    Anlatamam..
    Kumlara yazılmış sözcükler kadar
    Kısacıktı ümidim.
    Ve anladım ki birtakım şeyleri
    Ben daha ilk dalgayla yitirdim..

    Beni tutma, ben senin dizlerine çökemem
    Beni tutma, elinde kalırım, kırılırım.
    Yıllardır öyle daraldım ve öyle bunaldım ki
    Şimdi bir saniye bile oyalarsan,
    İnan ki çıldırırım...

    Sen, kalbimi emanet edecek kadar
    Güvendiğim, dost bildiğim..
    Sen bir lokmayı bile,
    Tek başıma hazmedemeyip
    Birlikte yediğim..
    Sen, yatalak olsan, altına yapsan bile
    İğrenmeden alırım dediğim..
    Bu nasıl insanlıkmış ulan,
    Bu nasıl arkadaşlık, bu nasıl vefa?
    Bu nasıl acıymış ulan,
    Bu nasıl vicdansızlık, bu nasıl cefa?

    Beni tutma, gazabım yakar ellerini.
    Beni tutma, hurdahaş olursun.
    Yıllardır öyle kırıldım ve öyle küstüm ki
    Şimdi bir ah ederim,
    Kaskatı kesilir, taş olursun..

    Ben şimdi gözüne sokuyorum dünyayı
    Ama sen körsün, ısrarla görmüyorsun.
    Ben şimdi beynine çakıyorum hayatı
    Ama bir türlü algılamak istemiyorsun.

    Peki, benim gördüklerimi gördün
    Ve yaşadıklarımı hiç yaşadın mı sen?
    Peki, devrik heykellerin önünde,
    Düşsüz yanılgıları ve yüce gururlarıyla,
    Yoksul fakat dürüst,
    Çıplak bir sütun gibi dimdik duranların
    Acısını hiç taşıdın mı sen?

    Beni tutma, gömleğim kan içinde.
    Beni tutma, darmaduman olursun.
    Yıllardır öyle çok yedim ve öyle çok doydum ki
    Şimdi bir tükürürüm
    Havan bozulur, rezil olursun..

    Ey, kir içinde yüzenler, hayatı kirletenler
    Her devirde borusu ötenler!
    Ey, darbe kaçkınları, ortayolcular, dönekler,
    Ey, sümüklü böcekler!
    Ey, bölenler, bölüşenler,
    Kardeşi kardeşe kırdırıp kanla sevişenler!
    Ey, gençliğimizi harcayanlar,
    Ey, kağıttan kaplanlar, ey zavallı sıçanlar!
    Ey, ciğeri beş para etmezler,
    Sıkıyı gördü mü fellik fellik kaçanlar!
    Ey, fırsatçılar, cepçiler, hortumcular, tokatçılar,
    Vurguncular, voliciler, üçkağıtçılar!
    Ey, sürüngenler, sülükler, bağırsam parazitleri, bitler,
    Ey kudurmuş itler!
    Ey, yüzü yırtılmış köçekler, fırıldak varyeteler,
    Ve ey, dinsiz-imansız çeteler!

    Beni tutmayın ulan, burama geldi dayandı,
    Beni tutmayın, çizerim o çirkin suratınızı!
    Yıllardır öyle çok sömürdünüz
    Ve öyle çok kan kusturdunuz ki;
    Ulan, şimdi bir şarjöre diz çöktürürüm alayınızı!..
  • - Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?
    - Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
    - Bir hain olsa da mı?
    - İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
  • Hiroşima, 6 Ağustos 1945, saat 08.15. Akıl almaz, yok edici bir darbe. Savaşı zaten kazanmış bir ülkenin anlamsız güç gösterisi.
  • İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini taşıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
  • Kaos Bilgisayar Kulübü çocukları.
    - Ne demek şimdi bu?
    - Bilgisayar konusunda üstün yetenekli çocuklar. Kendilerini bilişimin özgürlüğü için çalışan galaktik bir topluluk olarak tanımlıyorlar. Teknolojinin tehlikelerini topluma göstermek için bilgisayar sektörüne darbe üstüne darbe indiriyorlar. Almanya'da , birçok kez bankaların bilgisayar sistemini çökerttiler ve her seferinde de hesaplarına geçirdikleri parayı ertesi gün iade ettiler.