• Daha kitabı satın almadan önce Stefan Zweig’in en sevdiğim ve beni en çok etkileyecek kitabının “Bir kalbin çöküşü” olacağını hissetmiştim. Hislerim beni yanıltmadı gerçekten öylede oldu.
    Çok severek ve büyük bir keyif ile okudum çokta duygulanarak çünkü duygulanmamak elimde değildi.
    Zweig bir babanın hissettiği duyguları çok net bir şekilde yazmış.
    Bir babanın sevdiği iki kadın için ( Eşi ve biricik kızı) tüm hayatı boyunca çalışıp onlara daha iyi bir hayat suna bilmesi için ve tüm gösterdiği çabalar, onlara sunduğu güzel ve imkanlı hayat onların gözünde değerli ama kendisi onlar için değersiz olduğunu anlaması yavaş yavaş kalbinin çöküşüne sebep oluyor. Dramatik öyküler sevenlerin kesinlikle okumasını tavsiye ederim. Kuşkusuz seve seve ve gözleriniz yaşara yaşara okuyacaksınız.
    ⬇️⬇️⬇️SPOİLER içeren yorumumu okumak isterseniz⬇️⬇️


    ‘Yaşlı adam’ ( Stefan Zweig bu öyküsünde Yaşlı adamın ismini yazmamıştır. ) ailesiyle birlikte geldikleri otelde, bir akşam karnında şiddetli bir ağrıyla uyanıyor, göğsü sıkışıyor ve zorlukla nefes alıyor. Sancı ile geçen dakikalar’dan sonra sebebinin sadece alışık olmadığı İtalyan yemeklerinin olduğunu anlıyor. Dışarı çıkıp biraz yürüyüş yapmaya karar veriyor Yaşlı adam. Koridora çıkıp bir kaç kez dolaşıyor ve ağrılarından iyice kurtulunca odasına doğru yöneliyor ki bir ses duyuyor. Bekliyor ve diğer odadan bir kadın çıkıp doğrudan odaya yöneliyor.

    Fakat bulundukları katta sadece üç tane oda var ve bu üçünüde onlar tutuyorlar, daha rahat edebilsinler diye. Yaşlı adam düşünüyor. Kendi yatağından kalmadan önce eşini yatakta uykuda bırakmıştı?
    Öyleyle gördüğü kadın kızıydı? Biricik kızı Erna. Evet kızı Erna olduğunu anlıyor Yaşlı adam. Gecenin bir saatinde (04:00) bir erkeğin yatağına girmek için kendi odasından ( yatağından) çıkmıştı kızı Erna. Bu durumu görmesi, anlaması kalbinin çöküşüne ilk sebep, ilk darbe oluvermişti.
    O gece düşünmekten gözüne uyku girmiyor.
    Karısını uyandırmayı ve ona gördüklerini anlatmak istiyor fakat buna cesaret edemiyor.
    Hiç bir şeye cesaret edemiyor zavallı ihtiyar adam... (Buda öyküyü iyice hüzünlü yapıyor bence, çünkü ona acıyoruz.)
    Kızınada herşeyi bildiği halde bir şey söyle(ye)miyor, aynı zamanda ondan uzaklaşıyor, yüzüne bakmıyor, bakmak istemiyor, bakamıyor.. kızının iffetsiz biri olduğunu bildiği için... vb vb...
    bir kaç gün sonra (sanırım 2 gün sonra) bir davete (balo gibi) katılıyorlar üçü. Yaşlı adam o gece kızının ve eşinin nasılda onu umursamadan eğlendiklerini gözlemliyor, kalbi yavaş yavaş çöküyor.


    Eşi’ni başka bir adam dansa kaldırmak için kendisinden izin alıyor, nasıl dans ettiklerini izliyor.
    Kızı’da o gece birlikte olduğu erkek ile dans ediyor. Artık iyice bu durumlardan rahatsız olduğu için Yaşlı adam karısını yanına çekip burdan gitmek istediğini söylüyor, hadi gidiyoruz diyor.. ama tabi eşi reddetiyor ve kocasına kaba bir şekilde sen burda bulunmak istemiyorsan git diyor vb vb.
    Yaşlı adam bagajını toplayıp tek başına evlerine geri dönüyor. Ve iyice içine kapanıyor, kimseyle konuşmak istemiyor, konuşmuyor.
    Eşinin ve biricik kızının ona karşı böyle saygısız umursamaz oldukları için kendini suçluyor ama daha çokta para’yı. “Para, para, ah onları mahvetmeme neden olan o kirli, o iğrenç para..”

    .... “Ah bu para, adı batasıca para onları mahvetti... Benden uzaklaştırdı... Ben budala, o parayı dişimle tırnağımla kazandım ve aslında bunu yaparken kendimi soyup soğana çevirmiş oldum, kendimi yoksul ettim, onları da kötü.”

    Ve yaşlı adam ölümü arzuluyor, ölmeyi beklemeye başlıyor çünkü onun için ölmek ona hüzün veren bu hayattan kurtulması için tek çıkış yolu, huzura kavuşması için tek çare olarak görüyor.
    Ve sonunda Yaşlı adam ölüyor..

    “Ama çok geçmeden bu acı insan besinini içine çekmekten yoruldu. Doktor kontrol etmek için dinlediğinde, kalbi artık yaşlı adama acı çektirmeye son vermişti.”
  • Din o günlerde en çok tartışılan konulardan biriydi ve yazık ki tartışanlatın çoğunluğu dindar bile değildi.
  • iki şey aklın eksikliğini gösterir; konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak
  • Alçakgönüllülükte aşırıya gidip herkesi memnun etmeyi hedefleyen insan başarısızlığa mahkumdur.
  • İskender pala’nın kaleme aldığı bir nevi otobiyografi diyebiliriz. Orduda görev yaptığı dönemi kaleme almış ve aynı zamanda o dönemin gerçeklerini anlatmış. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitap. Yazarın kameline sağlık
  • "Generallerin darbe yaptığı tüm ülkelerde önce ülke yararına yapılacak reformlardan, halk yararına düzenlemelerden, erinçli bir ortamdan söz ederler. Bu demeçler çok kısa sürer. İntikam rüzgarları esmeye, sevgisizlik yaşamı kurutmaya, kan akmaya başlar. Darbenin darağaçları kurulur. Önce liderler asılır... Aynı zamanda yüzlerce insan işkencelerde can verir, sakat kalır. Yaralanan sadece bedenler değildir. Firarlar, tutuklanmalar, sürgünler, gözaltılar... Kısa sürede cezaevleri dolar. Sağır ve dilsizler bile slogan atmaktan tutuklanır."

    Benazir, Yaşar Seyman (Sayfa 45)
  • "Darbeler, baskılar, yokluk, yoksulluklar ülkeleri geri götürmekle kalmaz; kolay kitleleri afyonlayan inanç adı altında dini örgütler boy verirler. O güne değin adı duyulmamış imamlar, hocalar, mollalar gözyaşları dökerek konuşmalara başlarlar. Darbeci generaller hangi ülkede olursa olsun nasıl birbirine benziyorsa, din bezirganları da birbirlerine benzerler. Çünkü darbe yapan generaller konuşmalarını dini konulara dayandırarak ayetleri kendince yalan yanlış yorumlayarak, özünden uzaklaştırarak hep aktarırlar."

    Benazir, Yaşar Seyman (Sayfa 95)