SAFFAT:
(
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
Derken birbirine dönüp sorarlar İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"Siz onu tanır mısınız?
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım.""Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
İşte bu büyük kurtuluştur.Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
Gregor onu geçti, ileriden atının başını çevirdi ve hızını azaltarak Avusturyalının üzerine geldi. Askerin dehşetten çarpılmış köşeli yüzü dökme demir gibi simsiyah kesilmişti. Kolları yana sarkmış, kül kesilen dudakları titriyordu. Kılıç şakağını sıyırdığı için, kesilen deri yanağının üzerine kırmızı bir bez parçası gibi sarkmıştı. Üniformasına şırıl şırıl kanlar akıyordu. Gregor’un gözleri Avusturyalının dehşet içinde bakan gözleriyle karşılaştı. Asker ağır ağır dizlerinin üzerine çöküyordu; gırtlağından boğuk bir hırıltı çıktı. Gregor gözlerini yumarak kılıcını yukarıdan aşağı salladı. Darbe, adamın kafatasını ikiye böldü. Asker kollarını yana açarak yuvarlandı, parçalanmış kafatası tok bir ses çıkararak kaldırımın kenarına çarptı. Kafatasının çıkardığı sesten ürken Gregor’un atı bir homurtu koyvererek yolun ortasına doğru geri geri gitti.
Kurşunun sıcaklığı Gregor’un yanağını yaktı. Gregor mızrağını adamın gövdesine sokarken, aynı zamanda bütün gücüyle dizginlere asıldı. Darbe o kadar hızlı olmuştu ki, mızrağın namlusu ta yarıya kadar Avusturyalının vücuduna girmişti.
O güne dair halkın bildiği birçok gerçek henüz gün yüzüne çıkmış değil. Mesela, o günden önce ABD’ye gidip “Hoca Efendi ile birlikte dönmek için” orada bulunanlar kimlerdi? Onları Türkiye’de karşılamak için heyecanla bekleyenler, planlar yapanlar, billboardları hazırlayanlar, şehri donatmaya hazırlayanlar kimlerdi? Bunlar şimdi neredeler? Sahi, MİT ve Emniyet bu süreçte ne yapıyordu? JİTEM neredeydi; Genelkurmay İstihbaratı ne yapıyordu? Buna benzer daha birçok cevabını bekleyen sorular var. Genelkurmay başkanının, MİT müsteşarının özel kalemleri, Cumhurbaşkanının yaverleri hep örgüt üyesi! Darbe olacağını, bilmesi gerekenler dışında neredeyse herkes biliyor! Zaten bugüne kadar hiçbir darbe ansızın ve sessizce gelmedi. Davul çala çala geldiler.
Nereden bilecektim ki, böylesi yalan gözüken şeyin gerçek olduğunu, günbatımı morlarından, soluk yüzlerden, köşe bucaklarda darbe üstüne darbe titizlerden sonra; her şey apaçık çıktı ortaya;