Türkiye’de bazı gündüz kuşağı programları, olay çözme bahanesiyle mahremiyeti reytinge kurban ediyor. Aile sırları, günahlar ve utançlar; ıslah için değil, seyirlik olsun diye teşhir ediliyor. Bu, yalnız bireyi değil, bir zamanlar İslam yuvası diye anılan bir memleketin izzetini de ayaklar altına almaktır. En ağır bedeli çocuklar ödüyor. Sürekli ifşa, bağırış ve suçlama izleyen zihinlerde korku, güvensizlik ve ahlaki bulanıklık oluşuyor; ayıp sıradanlaşıyor, yanlış normalleşiyor. Toplumda da tehlikeli bir algı doğuyor: Sorunlar ilimle, adaletle değil, kamera önünde rezil olarak çözülecek sanılıyor.
Oysa dinimizde mahremiyet esastır. Bir insanın hatasını, günahını bırakın topluma, bir kişiye bile teşhir etmek çoğu durumda haramdır. Günah yayılmaz, örtülür; ifşa ıslah değil, vebaldir. Bu yayınlar başka ülkelerde izlendiğinde ise, İslam toplumunun hâliyle alay edilmesine zemin hazırlanıyor. Ne adalet var ne şifa; geriye kalan sadece reyting, kırılmış hayatlar ve örselenmiş bir toplum ahlakı. Reytingle beslenen bu ifşaya seyirci olmayalım!
Genç Werther’in Acıları, sade ve akıcı diliyle insanın iç dünyasını etkileyici biçimde yansıtan bir eser. Werther’in tasavvurları ve hayal gücü güçlü, anlatım ise ağır değil. Sonuç olarak beğendiğim ve ruh hâline dokunan bir eser…
Gece oldu! Yitik ve yalnızım bu fırtınalı tepede.
Dağlardan rüzgarın uğultusu geliyor. Dere, kayaların arasında köpürüyor. Bu fırtınalı tepede yalnızım, beni yağmurdan koruyacak bir kulübe bile yok…
Evet, gerçekten. Doğa nasıl sonbahara dönüyorsa, kendi içimde ve kendi çevremde de sonbahar şimdi. Yapraklarım sararıyor, çevremdeki ağaçların yaprakları döküldü bile…