Bir yeniyetmenin ebeveyni olmak tuhaf bir şey. Küçük bir çocuğu büyütmek başka, yetişkinliğin eşiğindeki bir genci bilgeliğinizle kollamak başka. Ona verecek pek az şeyim varmış gibi geliyor. Dünyayı belli bir biçimde, net olarak ve güvenle gören, kızlarına ve oğullarına ne söyleyeceklerini her zaman bilen babalar olduğunu biliyorum. Ama yaşlandıkça giderek daha az anlıyorum ben dünyayı. Oğlumu çok seviyorum. Benim herşeyim o . Fakat nedense onu düş kırıklığına uğrattığımı hissetmekten alamıyorum kendimi. Onu muğlak bakış açımın değersiz kırıntılarıyla kurtların arasına atıyormuşum gibi geliyor.
Herşeyin değişeceğini, elinizden alınacağını kimse söylemiyor size. Yaklaşırken ikaz etmiyorlar, uçurumun kenarında durduğunuzu bilmiyorsunuz. Trajediyi bu kadar trajik yapan da bu belki.
As though choreographed, he stopped. I floundered in my tracks, nettled that I’d allowed him to take the lead in the first place. “By the way, that—” he circled his index finger between us, “—was a dance.”
“It does not count. I was not concentrating.”
“Precisely. That’s the reason it worked.” He tilted his head, layers of dark, disheveled hair slanting with the action.
Semâ dönüyor! Evren dönüyor! Ama bir gerçek daha var ki, insanı derinden etkiliyor! Biz bu muazzam büyüklükteki evrenin tamamını gözlemlyemiyormuşuz! Nasıl yani? Son zamanlarda sürdürülen dikkatli ve titiz araştırmalardan anlaşılmış ki, meğer evrenimizin % 95'i karanlıkmış!
Başka bir anlatımla, biz tüm evrenin sadece ve sadece %5' ini gözlemleyebiliyormuşuz! Peki geri kalan % 95 neyin nesi? Uzmanlar gözlenemeyen fakat varlığı artık kesinleşmiş olan bu büyük "karanlık" kütleye "karanlık madde" (dark matter) ve "karanlık enerji" (dark energy) diyorlar.