9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Selam haydi gelin hep birlikte bir maceraya doğru yol alalım. Doruk, Sena, Ayaz, Aylin Teyze ve Lumo :) Aylin Teyze meraklı mı meraklı bir Makine Mühendisiydi. İcat yapmayı sever vekahvaltı sofralarına hep yeni icatlarını getirirdi. Bu sefer de tost makinesi ile gelmişti. Ve Sena dahil diğer mücitleri de o sabah davet etmişti. Ve tost makinesinden çıkan dumanla birlikte de zamanda yolculuk başlayacaktı. Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Galata ve Kız kulesinde zamanın silinmesine izin vermeyip başarılarını elde ettiler. Biz varken siz ne yapmaya çalışıyorsunuz dediler :) Görevleri bittiğinde ise yine Ayaz yüzümü güldürdü. İstanbul’un beş hazinesinin taş ve tuğla olmadığını, geçmişten gelen bir ses ve tarihin tam merkezi olduğunu, onlara sahip çıkmak yarınlarımızı güvenle inşa etmenin önemini yazarımız son bölümde bizlere açıklamış. tarih sadece yapılardan, mekanlardan ibaret değildir. İnsanların hikayelerini de içinde taşır. unutmamak, zamanı yeniden yaşatmaktır. geçmişi unutmayanlar, geleceği aydınlatır. karanlık korkuyla beslenir! Cesur düşünün! çocukların severek okuyacağı bu eseri biz de severek okuduk. @funda.yalcinkayaa @birokuryazargezer #sedosokudu #instagram #bookstagram #keșfet
Zaman Dedektifleri / Sarnıcın SırrıFunda Yalçınkaya · Gülbey Yayınları · 20268 okunma
9/10
·48 syf.··
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 20:26
Yunus Çinçin öğretmenimizin kaleminden çıkan Faça, yedi öyküden oluşan; mahalle kültürünü, arabesk dünyasını, sıradan insanların hayatlarını ve toplumsal çürümeyi samimi, akıcı ve yer yer ironik bir dille anlatan dikkat çekici bir öykü kitabıdır. Yazar, günlük yaşamın içinden seçtiği karakterler aracılığıyla yalnızca bireysel hikâyeler kurmakla kalmaz; şiddet, yozlaşma, fanatizm, çaresizlik, psikolojik yalnızlık ve insan ilişkileri üzerine de düşündürür. Her öykü kendi içinde bağımsız bir anlatı sunsa da, tamamı aynı toplumsal iklimi besleyen ortak bir ruh taşır. Sade dili, canlı diyalogları ve çoğu zaman beklenmedik finalleriyle okuru hem merak içinde bırakır hem de yaşananların ardındaki toplumsal gerçekleri sorgulamaya davet eder. Aşağıda, Faça'da yer alan yedi öykünün kısa değerlendirmeleri yer almaktadır. 1 .BABA KONSER Bu öykü, yalnızca bir konser gecesini anlatmıyor; 1990'lı yılların arabesk kültürü etrafında oluşan fanatizmi, şiddeti ve çıkar ilişkilerini de gözler önüne seriyor. "Baba Konser", arabesk kültürünü değil; fanatizmin, fırsatçılığın ve toplumsal bilinçsizliğin insanları nasıl felakete sürüklediğini anlatan etkileyici ve düşündürücü bir öyküdür. Finali ise okuru şaşırtarak, görünen kaosun arkasındaki çıkar düzenini ortaya koyması bakımından oldukça başarılıdır. 2 .Koproali ilk öyküde olduğu gibi bireysel bir olayın çok ötesine geçerek toplumdaki çürümenin izini sürer. Koproali, yalnızca bir bıçaklanma hikâyesi değil; şiddetin gündelikleşmesini, empati eksikliğini ve toplumsal duyarsızlığı sert ama etkileyici bir dille eleştiren güçlü bir öyküye dönüşür. 3. HASNİYE Hasniye öyküsünde, müşteri sayısı giderek azalan gazinosunu ayakta tutmaya çalışan Lolo Ahmet'in çaresizliği merkeze alınır. Yazar, tesadüfleri ve ironiyi kullanarak eğlence dünyasının
FaçaYunus Çinçin · Artshop Yayıncılık · 20262 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·104 syf.··
2026 51. kitabı
Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinde Foucault’nun 19. ve 20. yüzyılı açıklamak için kullandığı "Biyopolitika" (bedenleri terbiye eden, nüfusu kontrol altında tutan iktidar) kavramının artık miyadını doldurduğunu ilan eder. İçinde bulunduğumuz dijital ve neoliberal çağda iktidar artık bedenimizle değil, doğrudan psişemizle (ruhumuzla, zihnimizle) ilgilenmektedir. İşte bu, Psikopolitikadır. ​ ​Han, kitabın merkezine muazzam bir paradoks yerleştirir: Özgürlüğün kendisi, bir sömürü aracına nasıl dönüştü? ​Eski disiplin toplumlarında köle ve efendi, işçi ve patron belirgindi. Baskı dışarıdan geliyordu, dolayısıyla işçinin isyan edebileceği somut bir düşman vardı. Neoliberalizm ise bu dışsal baskıyı tamamen ortadan kaldırdı ve yerine "kendinin girişimcisi" (bireysel proje) kavramını koydu. ​Modern insan, kendi isteğiyle çalıştığını, kendini gerçekleştirdiğini ve özgür olduğunu düşünür. Oysa Han’a göre bu özgürlük, sömürünün en tepe noktasıdır. ​Artık bizi kırbaçlayan bir patrona gerek yoktur; çünkü kendi içimize yerleştirdiğimiz o acımasız patron, bizi 7/24 çalışmaya zorlar. Başarısız olduğumuzda suçu sisteme değil, tamamen kendi yetersizliğimize (öz-güvensizliğimize, motivasyon eksikliğimize) atarız. Bu da toplumsal bir devrimi ya da protestoyu imkansız hale getirir; çünkü insan artık sisteme değil, kendine kızgındır. ​ ​Klasik iktidar teknikleri yasaklardı, engellerdi, cezalandırırdı ve "Hayır" derdi. Han, neoliberal iktidarın ise tam aksine son derece sevimli, davetkar ve "Evet" diyen bir yapıda olduğunu söyler. Buna "Akıllı İktidar" der. ​Neoliberal iktidar, insanları boyunduruk altına almak için onları bastırmaz, aksine onları tüketmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya ve kendilerini sergilemeye teşvik eder. ​Bu iktidar biçimi bizi acıtmaz, aksine hoşumuza gider. Bizi
PsikopolitikaByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20191,048 okunma
"Amsterdam'da Düello" Üzerine
Puan vermedi·144 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 19:11
İngiliz edebiyatının güçlü kalemlerinden Ian McEwan’ın Amsterdam'da Duello adlı eserini henüz bitirdim. İlk bakışta sıradan bir modern zaman anlatısı gibi dursa da metin kendi içinde birbirine bağlanan birkaç güçlü felsefi ve ahlaki odak noktasına yayılıyor. Roman, durağan gibi görünen ama aslında içten içe kaynayan bir psikolojik gerilim hattında ilerleyerek okurunu zihinsel bir düelloya davet ediyor. Romanın temel tartışma alanlarından biri, kişisel verilerin gizliliği ve basın ahlakı üzerine kurulu. Bir devlet adamının, dışarıya yansıttığı muhafazakâr imajla tamamen zıtlık gösteren mahrem özel hayatı, onun siyasi kariyerini bitirmek için bir silaha dönüştürülebilir mi? Kitabın ana karakterlerinden gazeteci Vernon üzerinden yazar bizleri zorlu bir ikilemle baş başa bırakıyor: Kamuoyunu "aydınlatma" kisvesi altında bir insanın özel hayatını ifşa etmek erdemli bir gazetecilik faaliyeti midir, yoksa tiraj ve şöhret uğruna işlenmiş modern bir cinayet mi? McEwan, medyanın ikiyüzlülüğünü ve hırslar uğruna ahlaki pusulanın nasıl şaştığını oldukça çarpıcı bir şekilde resmediyor. Eserin diğer odak noktası ise sanat, eser üretmek ve "ölümsüzlük" arasındaki o tehlikeli ilişki. Bu tema, romanın diğer ana karakteri olan müzisyen/besteci Clive’ın hayatı ve düşünce dünyası üzerinden ustalıkla dile getirilmiş. Bir sanatçı, başyapıtını yaratma ve ölümsüzlüğe ulaşma arzusuyla gerçek dünyadan, ahlaki sorumluluklardan ve hatta başka hayatların güvenliğinden bile vazgeçebilir mi? Clive’ın yaratım süreci uğruna insani değerleri nasıl hiçe saydığı, sanatın kibrinin insanı nasıl körleştirdiğinin en net göstergesi. ​ Roman başlardan sonlara kadar karakterlerin iç dünyalarındaki ahlaki çürümeyi ağır ve durağan bir tempoyla işliyor. Ancak bu durağanlık, okuru rehavete sürüklemek için özenle
Amsterdam'da DüelloIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 2019537 okunma
Mitokondrisi Bende Kaldı
10/10
·74 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Yazardan okudugum ikinci şiir kitabıydı ben begendim. Mitokondrisi Bende Kaldı, çağdaş Türk şiirinde ironiyi, gündelik dili ve modern insanın kırılganlığını bir araya getiren dikkat çekici şiir kitaplarından biridir. Kitap, daha isminden itibaren okuru alışılmışın dışında bir şiir evrenine davet eder. Bilimsel bir kavram olan "mitokondri"nin duygusal bir bağlam içinde kullanılması, kitabın hem mizahi hem de hüzünlü atmosferini daha ilk anda hissettirir. Şiirlerde bireyin yalnızlığı, aşkın geride bıraktığı izler, ayrılık, kent yaşamı ve modern insanın iç sıkışmışlığı öne çıkan temalardır. Ancak bu temalar klasik bir romantizmle değil; zaman zaman alaycı, zaman zaman şaşırtıcı imgelerle işlenir. Şair, sıradan görünen ayrıntıları şiirin merkezine yerleştirerek okurun günlük hayatta fark etmediği duyguları görünür hâle getirir. Dil bakımından kitap sade görünse de çok katmanlı bir yapıya sahiptir. İlk okumada kolay anlaşılır gibi duran dizeler, tekrar okundukça yeni anlamlar kazanır. Bilimsel, popüler kültürel ve gündelik ifadeler içeriyor. Severek okudum herkese tavsiyemdir.
Şiir
Mitokondrisi Bende KaldıCan Seyfettin Al · Liman Yayınevi · 20258 okunma
7/10
·46 syf.··
2026 31. kitabı
·
71 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 15:00
Sevgili Kitap Dostlarım, Bu ay sizlerle elimde büyük bir keyifle okuduğum, her sayısında farklı kapılar açan Kafka Okur’un 107. sayısı üzerine sohbet etmek istiyorum. Bazı dergiler vardır; okunup bir kenara bırakılır. Bazıları ise okunduktan sonra insanın zihninde yeni sorular, yeni okumalar ve yeni arayışlar bırakır. Kafka Okur da benim için ikinci grupta yer alan dergilerden biri. Şubat 2026 tarihli 107. sayı kapağında Nicholas Sparks’ ın ikonik eseri The Notebook ve sinema uyarlamasını kapak konusu etmiştir. Bu sayıda beni en çok etkileyen yönlerden biri, edebiyatı yalnızca kitap tanıtımlarıyla sınırlamayıp hayatın farklı alanlarıyla ilişkilendirmesiydi. Dergi boyunca ilerlerken bir yandan yeni yazarlar ve eserlerle tanışıyor, diğer yandan sanatın, tarihin, insan ilişkilerinin ve çağımızın meselelerinin edebiyatla nasıl iç içe geçtiğini görüyorsunuz. İşte Kafka Okur’un en güçlü taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor: Okuyucusuna yalnızca bilgi vermiyor, düşünme alanı açıyor. Özellikle yazar söyleşileri ve dosya konuları, bir kitabın ortaya çıkış serüvenini anlamak açısından oldukça kıymetliydi. Bir kitabı okurken çoğu zaman yalnızca metinle karşılaşırız; oysa yazarın dünyasını, yazma motivasyonunu ve eserinin arka planını öğrenmek metni daha derinlikli kavramamızı sağlıyor. Bu sayıdaki söyleşiler de tam olarak bunu başarıyor. Dergide dikkatimi çeken bir diğer nokta ise genç kalemlerle deneyimli yazarların aynı çatı altında buluşması oldu. Bu yaklaşım, edebiyatın yaşayan ve sürekli yenilenen bir alan olduğunu hatırlatıyor. Bir tarafta ustaların birikimi, diğer tarafta yeni seslerin heyecanı okuyucuya birlikte sunuluyor. Kafka Okur’un okuyucuya kattığı en önemli değerlerden biri de okuma ufkunu genişletmesidir. Çoğu zaman kendi ilgi alanlarımızın içinde
KafkaOkur - Sayı 107 (Şubat 2026)KafkaOkur Dergisi · KafkaOkur Dergisi Yayınları · 2026106 okunma