Bugün karşınıza yaklaşık bir aydır okuduğum, Mart ayında yaptığım çapraz okumaların her zaman sabit kitabı olan, yazarın en ünlü kitaplarından David Copperfield ile geldim. Sanayi Devrimi döneminin en büyük yazarlarından biri olarak gösterilen Charles Dickens, doğumundan itibaren ele aldığı David Copperfield'ı anlatırken kendi hayatından birçok şey serpiştirmiştir kitaba, öncelikle bunu belirtmeliyim.
Kitabın içeriğine gelecek olursak David daha doğmadan babası vefat etmiş, annesinin ve dadısı olan Peggoty'nin yanında hayata gözlerini açmış bir bebek. Sonrasında annesi acımasız, zalim ve gaddar bir adam olan Bay Murdstone ile evlenir, bu adam David'e çok acımasızca davranır, ardından David annesini kaybeder ve hem öksüz hem yetim kalmış olur. Annesini kaybettiği zamanlarda maksimum 12 - 13 yaşlarında olan David, bir süre sonra büyük teyzesini arayıp bulur, katı görünen teyze ona merhametle yaklaşır ve sahip çıkar. David'in iş, arkadaşlık ve aşk hayatı bundan sonra gelişir ve yetişkinliğe geçişini aslında sayfa sayfa okuruz...
Benim okuduğum basım 574 sayfa ve itiraf etmem gerekirse kitabın ilk 210 sayfasında o kadar üzücü şeyler vardı ki David gözüme yeşilçam filmlerindeki küçük Emrah gibi geldi Yazar, o kadar detaylara girmiş ki kitabın öne çıkan karakterleri bile olmayan insanlar hakkında çok gereksiz ayrıntı bilgiler var. Yani düşününce bu ayrıntılar ne kitabın bütünlüğünü etkiliyor ne de ana karakterin yaşamında bir etkisi oluyor. Bu gereksiz ayrıntılar beni cidden çok yordu. Onun dışında David'i sevdim, hep iyilerle karşılaşmasını istedim, kitap o noktada beni içine çekti. Ayrıca yazar yaşadığı dönemin şartlarını ve insanların genel yapısını çok başarılı aktardı bana. David ile o yolculuklara ben de çıktım, o iğrenç yerlerde ben de çalıştım.
David Copperfield,