Finlandiya; eğitimde zirveye gelmiş küçük bir kuzey ülkesi. Hepimiz bir şekilde bu küçük ülkenin büyük başarısından haberdar olmuşuzdur. Peki bunu nasıl başardılar hiç merak ettiniz mi? Eğitim araştırma ve geliştirmelerine büyük bir bütçe ayırarak mı? Öğretmenleri akademik olarak en başarılılar arasından seçerek mi? Daha fazla ders ya da ev ödevi vererek mi? Genelde ilk akla gelenler bunlar oluyor ancak bunların çok yanlış algılar olduğunu Pasi Sahlberg, Eğitimde Finlandiya Modeli isimli kitabında anlatmaktadır. İlk açıklığa kavuşturulan konu arge çalışmaları yapmaya gerek kalmaması (zaten yıllar önce yapılmış olması) nedeniyle vakit ve bütçenin bunları uygulama aşamasındaki başarı için harcıyor olmalarıdır.
Kitapta dikkat çekilen önemli bir nokta, teneffüs hakkı. Hepimiz oyunumuzun veya sohbetimizin en güzel yerinde teneffüs zilinin çaldığı zamanları hatırlarız ya da dersin bitmesi için saydığımız saniyeleri. Araştırmaları göre molanın öğrenmeye yadsınamaz bir etkisi vardır ancak okulda geçirilen süre ile öğrenme miktarı arasında olumlu bir bağlantı yoktur. Ne yazık ki çoğu ülkenin eğitim sisteminde bu atlanan bir durum haline gelmiştir. Eğitim sistemimizden de anladığımız üzere Finlandiya’nın eğitimindeki demirbaşı olan teneffüs bizde geri plana itilmiştir üstelik var olanın üzerine ek dersler koyulup öğrencinin yükü iyice artırılmıştır. Bunun sonucunda öğrenci ve öğretmenlerin performanslarında oluşan düşüş maalesef kötü bir eğitim sistemi olarak bize geri dönmüştür.
Finlandiya’nın büyük bir artısı da eğitimde eşitlik yerine hakkaniyeti düstur edinmeleridir. Eşitlik kulağa hoş geliyor olabilir ancak şunu bir düşünelim: Bir öğretmen her öğrenciye aynı şekilde ders anlatırsa her öğrenci aynı miktarda fayda sağlayabilir mi? Tabii ki hayır. Bu yüzden