Davut Kocabey

Davut Kocabey
@davutkocabey
Puan vermedi·533 syf.··
2025 1. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2025 17:48
Bir kitabın ilk sayfasını açarken bazen insan sadece bir hikâye okuyacağını düşünür. Ama bazı kitaplar vardır ki daha ilk sayfalarda bunun sıradan bir okuma olmayacağını hissettirir. Kinyas ve Kayra benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Okudukça fark ettim ki bu roman sadece iki karakterin hikâyesini anlatmıyor. Aslında insanın içindeki boşluğu, öfkeyi ve anlam arayışını anlatıyor. Kinyas ve Kayra iki arkadaş gibi görünse de aslında hayata iki farklı tepkiyi temsil ediyorlar. Biri her şeyden vazgeçmeye yaklaşırken, diğeri tutunacak küçük bir neden arıyor. Kitap ilerledikçe olaylardan çok düşünceler ağır basmaya başlıyor. Sayfalar arasında dolaşırken bazen bir cümlede uzun süre durup düşündüğüm oldu. Çünkü bu romanın en güçlü tarafı hikâyeden çok insanın zihninde bıraktığı sorular. Okurken zaman zaman yorulduğumu da söylemeliyim. Bazı bölümler karanlık ve sertti. Ama tam da bu yüzden kitabı bırakmak yerine daha dikkatli okumaya başladım. Çünkü yazarın asıl derdi bir macera anlatmak değil, insanın iç dünyasını ortaya koymak gibi geldi bana. Kinyas ve Kayra benim için sadece bir roman olmadı. Yalnızlığı da okudum, öfkeyi de, umutsuzluğu da… hatta bazen insanın kendisinden kaçma isteğini bile. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu düşünce kaldı: Belki de insanın en zor mücadelesi dünyayla değil, kendi zihniyle verdiği mücadeledir. Ve bazı kitaplar bittiğinde rafta kalır. Bazıları ise insanın içinde kalır. Kinyas ve Kayra benim için ikinci türden bir kitap oldu.
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Reklam
Tarihin Süzgecinden Geçen Bir Mutfak
Puan vermedi·184 syf.··
2025 6. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2025 21:22
Deniz Gürsoy’un Tarihin Süzgecinde Mutfak Kültürümüz eseri, beslenme antropolojisi perspektifiyle incelendiğinde, gıdanın sadece biyolojik bir zorunluluk değil, toplumsal kimliğin ve tarihsel hafızanın temel taşıyıcısı olduğunu ortaya koyar. Yazar, mutfağımızı statik bir yapı olarak değil, binlerce yıllık süreçte farklı medeniyetlerin tortularından arınarak günümüze ulaşan dinamik bir sentez olarak tanımlar. Kitabın isminde kullanılan "süzgeç" metaforu, kültürel alışverişin rastlantısal olmadığını, aksine bir toplumun kendi değerler sistemine göre yaptığı bilinçli bir seçilim ve ayıklama sürecini ifade eder. Eserin başlangıcında ele alınan Mezopotamya ve Anadolu’nun erken dönem mutfak pratikleri, beslenmenin ekolojik bir uyum süreci olduğunu vurgular. Gürsoy, Hititlerden Sümerlere kadar uzanan süreçte ekmeğin kutsallaşmasını ve biranın keşfini, yerleşik hayata geçişin birer "medeniyet göstergesi" olarak sunar. Bu durum, antropolojik açıdan insanın çevresini manipüle ederek gıda güvenliğini sağlama çabasının ilk somut örnekleridir. Yazarın bu tarihsel derinliği, bugünün mutfak alışkanlıklarının aslında binlerce yıl öncesinin hayatta kalma stratejileriyle nasıl bağlandığını göstererek esere evrimsel bir nitelik kazandırır. Türklerin Orta Asya’daki göçebe yaşamına odaklanan bölümler, beslenme antropolojisinin "yaşam biçimi ve gıda" arasındaki kopmaz bağını inceler. Hayvancılığa dayalı bu kültürde et ve süt ürünlerinin temel enerji kaynakları olması, bozkırın sert koşullarına karşı geliştirilmiş kültürel bir cevaptır. Gürsoy, bu dönemde yemeğin sadece mideyi doyurmak değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı pekiştiren bir ziyafet kültürü üzerinden işlediğini belirtir. Bu bakış açısı, beslenmenin toplumsal bir düzen oluşturucu ve bağlayıcı güce sahip olduğu düşüncesini
Antropoloji
Tarihin Süzgecinde Mutfak KültürümüzDeniz Gürsoy · Oğlak Yayıncılık · 20166 okunma