Aynadaki Yalan, yalnızca bir roman değil; bir dünya görüşünün, bir hayat sorgulamasının ve hakikat arayışının sahneye konmuş halidir. Romanın merkezinde, modernleşmenin, batı özentisinin ve dünyevi ihtirasların girdabında savrulan bir aydının iç çatışmaları vardır.
“Aynadaki Yalan” metaforu, insanın kendi benliğiyle yüzleştiğinde gördüğü çarpıtılmış sureti, yani hakikat yerine yalanlarla kuşatılmış hayatını anlatır. Necip Fazıl, bireyin ruhundaki boşluğu, sahte değerler uğruna feda edilen hakikati ve aslında insanı kurtaracak olan mutlak hakikat arayışını ustalıkla işler.
Romanın dili zaman zaman şiirsel, zaman zaman keskin eleştirilerle doludur. Okuyucuya yalnızca bir hikâye sunmaz; aynı zamanda bir hesaplaşma, bir silkiniş çağrısı yapar. Aynadaki Yalan, kendi devrinin sosyo-kültürel bunalımlarına ışık tutarken, günümüz insanının aynasında da aynı soruları yankılar:
“Ben kimim? Yaşadığım hayat, hakikat mi yoksa sadece bir yalanın yansıması mı?”