Hani bazen olur ya, ağlamak yetmez. Ağlamanın hiçbir türlüsü yetmez. Bağırmak da yetmez. Çekip gitmeye bile gerek yoktur. Garip bir gülme kaplar göğsünüzü. Çünkü acı öyle büyüktür ki, bedeninizi kaplar. Bedeniniz acı olur. Acı yabancı değildir, batmaz. Gülersiniz. Gülüyorum.
Sonra da 41. Odanın anahtarını verdi. Ama sakın açma dedi. 41. Oda neden yasak. Eğer yasaksa neden verdi anahtarı? Neden anahtarlar verip yalnız bırakıyorlar bizi? Ne yapmak istiyorlar?
Artık hiçbir sözcüğe, hiçbir ağlamaya inanmayan kadınlar. Artık hiçbir gecenin geçmesini beklemeyen kadınlar. Artık kimsenin gelmeyeceğini ve ölümün sıcak bir yatak olduğunu bilen. Hayatları, eteklerini düzeltmekle ve ne olursa olsun çayı masaya getirmekle geçmiş kadınlar. Kimse onları sevmedi. Hiç kimsenin sevmediği kadınlar var dünyada. Bunu anlayabilir miyiz acaba?
Oysa hepimiz casus gibi yaşarız, saklanarak ve paylaşılamayanın yüküyle. Birbirimize dokunmalarımız korkak kelebeklerdir, dokununca renkleri yıkılan. Çünkü küskün çocuklar inanamazlar. Ki inanmamak, küsmüş bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.