Sarı Duvar Kâğıdı, bir kadının görünmez duvarlarla nasıl yavaş yavaş boğulduğunu hissettiren bir öykü. Charlotte Perkins Gilman’ın hayatından da izler taşıyor. Gilman, doğum sonrası depresyon yaşadığı dönemde yazması yasaklanmış bir kadın. Bu deneyimin travmatik etkisi öyküyü okurken hissediliyor.
Öyküdeki sarı duvar kâğıdı yalnızca bir eşya değil; bastırılmış duyguların, iyi eş/sakin kadın beklentisinin metaforu gibi. Anlatıcının duvarın desenlerine saplantısıyla birlikte, Gilman’ın kendi sıkışmışlığının izlerini görüyoruz.
Kısa olmasına rağmen yoğun. Okuduktan sonra bir süre sessizce düşünme ihtiyacı hissettiriyor. Kadın olmanın yükü, psikoloji, özgürlük arayışı ve toplumun görünmez baskılarıyla ilgilenen herkes için etkileyici bir okuma deneyimi.
Kitaba başladığımda birbirinden farklı karaktere sahip 4 kadının toplumsal cinsiyet rollerinden ve üstlerine yüklenen baskılardan kurtulup özgürleşmelerinin hikayesini okuyacağımı düşünmüştüm. Kitaba devam ettikçe hiç umduğum gibi ilerlemediğini gördüm. Karakterlerden birinin diğerlerine hiç danışmadan kocasını davet etmesi üzerine hikayeye erkek karakterler dahil olmaya başladı ve kitap benim için ilk erkek karakterin gelmesiyle bitti. Kitabın yazarının kadın olması beni inanılmaz hayal kırıklığına uğrattı. Yazdığı dönemi göz önüne alarak okumaya çalıştım ancak kitapta geçen aldatma olayı -her ne kadar kitapta asla böyle adlandırılmasa ve üstünde durulmasa da- ve başka bir kadın karakterin bu olayın üstünü örttüğünü görmek kitaba verdiğim son şansı da bitirdi. Kitaba gelen iyi yorumlara ve kimsenin bu olaylardan bahsetmemesine çok şaşırdım. Kitabı henüz okumadıysanız tavsiyem okumamanız. Alta kitapta geçen birkaç alıntı bıraktım. Neden okumamanız gerektiğini anlayacaksınız.
"Güzel, genç bir kadının düşünmesinden iyi bir şey çıkmazdı. Bir sürü sorun çıkardı ama iyi bir şey çıkmazdı."
"Önceden size güzelliğinizden dolayı tapardım. Bundan sonra yalnızca bir hayal kadar güzel olduğunuz için değil, aynı zamanda bir erkek kadar usturuplu olduğunuz için tapacağım size."
"En ender, en değerli bileşim," dedi Frederick, "bir kadın olmak ve bir erkeğin sadakatine sahip olmaktır."
"Bayan Fisher'ın zihninde, bir erkeğin bir kadına göre çok daha uygun bir arkadaş olduğu konusunda hiç şüphe yoktu. Bay Wilkins'in varlığı ve sohbeti yemek masasının seviyesini hemen birahaneden -evet, birahaneden- medeni bir sosyal toplantıya yükseltmişti. Erkeklerin konuştuğu gibi ilginç konular hakkında konuşuyordu."
Büyülü NisanElizabeth Von Arnim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021969 okunma
Kitap çok sürükleyiciydi. Büyük bir merakla okudum. Sonunda bu kadar etkileneceğimi hiç tahmin etmemiştim. Reşat Nuri Güntekini ilk defa okudum ve bayıldım. Mutlaka diğer kitaplarına da göz atacağım.
Bir oturuşta bitirebileceğiniz oldukça akıcı bir kitap. Biraz daha uzun olmasını tercih ederdim açıkçası. Kitapta dört farklı hikaye anlatılıyor. En etkileyici bulduğum son hikaye oldu.
Öncelikle yazarın hayat hikayesinden giriş yaptığımız için bu sert dilini ve büyük nefretini bir parça anlayabiliyoruz. Ama hak veriyor muyuz?
Kitapta yeri geldi sinirlendim, yeri geldi güldüm, yeri geldi katıldım cümlelerine. Bence yazarın en büyük sorunu yazdığı bazı cümlelerde bir grup erkeğe hitap etse haklı olacakken tüm erkekleri genelleyerek kendisini haksız duruma düşürmesi. Kitabın içinde erkeklerin dişi olamamanın eksikliğini; korkusunu, öfkesini taşıdığını defalarca kez haykırması, cinsellikle ilgili bu kadar sert yorumlarda bulunup kafasızların sığınağı olduğunu söylemesi , tüm erkekleri öldürmemiz gerektiğini söylemesi gibi haddini aşan pek çok yorum ve sert çıkış olsa da yazar amacını gerçekleştirdi ve beni bu kitabı okurken erkeklere karşı gerçekten öfkelendirdi.