Bir genç düşünün ki daha 15 yaşında. Saf kötülükten beslenen ve bundan keyif alan bir pervasız... Geceleri üç arkadaşıyla akıllara gelmeyecek kötülükleri yapıp suç işleyen( şiddet, hırsızlık, taciz, tecavüz) bir çetenin lideri olan Alex'in hikayesi...
Kitap üç bölümden oluşmakta. İlk bölümde işledikleri suçları ve bu suçlardan aldıkları haz anlatılıyor(Burda soğukkanlı kötülük yapabiliyor olmasına şaşırmadan edemedigimi söylemem gerek). İkinci bölümde işlediği suçtan yakalanması, hapishane süreci, bu süreçte üzerinde denenen bir tedavi anlatılıyor. (Tedavi dediysek aklınıza normal tedavi gelmesin aman ha.)
Son bölümde de tedaviden sonra topluma karışması bu tedavinin etkileri, daha önce zarar verdiği insanlarla yolunun kesişmesi, siyasetin müdahalesi anlatılıyor. Neyse ki Alex bir şekilde insan iradesine ket vuran bu tedaviden sıyrılıp kendi tercihiyle iyiye yöneliyor da bu distopyadan çıkabiliyor.
"İnsanın seçim yapma iradesini elinden alıp zorunlu iyilik mi yoksa bilinçli, isteyerek saf kötülüğü tercih etmek mi?" Bu konuda araftayım açıkçası.
Gelgelim konu etkileyici mi etkileyici. Okurken beni ordan oraya çarptı. Karakterini yaratırken yazarın hayatının o döneminde yaşadığı büyük sıkıntının etkisi var mıdır, varsa ne kadar vardır? Bu kadar saf kötü bir karakterin yazılması bana bunu sorgulatıyor açıkçası. Çünkü normal bir ruh haliyle yazılabileceğini aklım almıyor. Konunun etkileyiciliğinin yanında dili, anlatımı aşırı rahatsız edici.( küfür, cinsiyetçi bazı söylemler)
Rahatsiz edici diline rağmen tavsiye edilir mi kesinlikle edilir. Farklı bir bakış açısı gormek isteyenlere iyi okumalar, bol sabırlar. :)